Zilhicce Ayının Faziletleri - İbadetleri - Görevleri
16 Ekim 2012 Salı
Zilhicce Ayının Faziletleri - Amelleri
ZİLHİCCE AYININ AMELLERİ
Bu ay mübarek aylardan biridir. Bu ay girince salih sahabe ve tabiin bu ayın ibadetine
çok fazla önem verirlerdi. Bu ayın ilk on günü Kur'an-ı Kerim'de Hac Suresinin 28.
ayetinde "Belli günlerde Allah'ın adını ansınlar" şeklinde zikri geçen malum günler
olup çok faziletli ve bereketlidir.
Resulullah'tan (s.a.a) şöyle rivayet edilmiştir: "Allah Teala katında hiçbir günde
yapılan hayır amel ve ibadet bu on günde yapılan amel ve ibadetlerden daha sevimli
değildir."
Bu ayın ilk on gününün amelleri şöyledir:
1- Bütün ömür boyu tutulan orucun sevabına sahip olan bu ayın ilk dokuz gününde
oruç tutmak.
2- İlk onu günün her gecesinde akşamla yatsı namazı arasıda iki rekat namaz kılmak,
her rekatta Fatiha Suresinden sonra bir defa İhlas Suresini ve sonra da şu ayeti
okumak:
« َلﺎﻗَو ًﺔَﻠْﯿَﻟ َﻦﯿﻌَﺑ ْرَا ِﮫﱢﺑَر ُتﺎﻘﯿﻣ ﱠﻢَﺘَﻓ ﺮْﺸَﻌِﺑ ﺎھﺎﻨْﻤَﻤْﺗَاَو ًﺔَﻠْﯿَﻟ َﻦﯿﺛﻼَﺛ ﻰﺳﻮُﻣ ﺎﻧْﺪَﻋاوَو
َﻦﯾﺪِﺴْﻔُﻤْﻟا َﻞﯿﺒَﺳ ْﻊِﺒﱠﺘَﺗ ﻻَو ْﺢِﻠ ْﺻَا َو ﻰﻣْﻮَﻗ ﻰﻓ ﻰﻨﻔُﻠ ْﺧا َنوُرﺎھ ِﮫﯿﺧ َ◌ ِﻻ ﻰﺳﻮُﻣ»
"Ve vaedna Musa selasiyne leyleten ve etmemnaha bi-aşrin fe-temme miqatu rebbihi
erbeiyne leyleten ve qale Musa li-exiyhi harunexlufni fi qavmi ve eslih vela tettebi'
sebilel mufsidin."
"Musa ile otuz gece (bana ibadet etmesi için) sözleştik ve ona on gece daha ilave ettik;
böylece Rabb'inin tayin ettiği vakit, kırk geceyi buldu. Musa, kardeşi Harun'a dedi ki:
Kavmim içinde benim yerime geç, ıslah et, bozguncuların yoluna uyma." (A'raf, 142)
Kim bu şekilde yaparsa hacıların sevabına ortak olur.
3- Birinci günden Arefe (dokuzuncu) gününün ikindi vaktine kadar sabah namazından
sonra ve akşam namazından önce Şeyh Tusi ve Seyyid İbn Tavus'un İmam Cafer
Sadık'tan (a.s) rivayet ettikleri şu duayı okumak:
"Allah'ım! Bugünler, diğer günlerden faziletli kıldığın ve üstün ettiğin, kendi lütfün ve
rahmetinle beni onlara ulaştırdığın günlerdir. O halde kendi bereketlerinden bize indir
ve bugünlerde bize nimetlerini artır.
Allah'ım! Senden diliyorum ki: Muhammed ve Ehl-i Beyt'ine rahmet eyle, bugünlerde
bizi hidayet, iffet, ihtiyaçsızlık yoluna, senin sevdiğin ve hoşnut olduğun şeyleri
yapmaya yönelt.
Allah'ım! Senden diliyorum ey bütün şikayetlerin mercii, ey bütün fısıltıları duyan, ey
bütün topluluklara tanık olan, ey bütün gizlileri bilen! Senden istiyorum ki:
Muhammed'e ve Ehl-i Beyt'ine rahmet eyle, bugünlerde bizlerden belayı gider,
bugünlerde bizlerden duayı kabul et, bugünlerde bizleri güçlendir ve bize yardım et;
Rabb'imiz, bizi, senin sevdiğin ve hoşnut olduğun şeyleri yapmaya, sana, Resulün'e ve
senin velayet ehline itaatten ibaret olan bize farz kıldığın şeyleri yerine getirmeye
muvaffak eyle.
Allah'ım! Ey merhametlilerin en merhametlisi; senden istiyorum ki: Muhammed ve
Ehl-i Beyt'ine rahmet eyle ve bugünlerde bizlere rıza ve hoşnutluk makamı bağışla;
doğrusu sen duayı duyansın; bugünlerde gökten indirdiğin hayır şeylerden bizi
mahrum eyleme, bizi günahlardan temizle, ey gaypları çok iyi bilen; bugünlerde
ebediyet yurdunu (cenneti) bize farz kıl.
Allah'ım! Muhammed ve Ehl-i Beyt'ine rahmet eyle, bugünlerde bizden
bağışlamadığın bir günah, gidermediğin bir sıkıntı, ödemediğin bir borç,
ulaştırmadığın bir gayıp, kolaylaştırmadığın ve reva etmediğin bir dünya ve ahiret
ihtiyacı bırakma; doğrusu senin her şeye gücün yeter.
Allah'ım! Ey gizlileri bilen, ey göz yaşlarına merhamet eden, ey duaları kabul eden, ey
yerlerin ve göklerin Rabbi, sesler kendisine karışmayan! Muhammed ve Ehl-i Beyt'ine
rahmet eyle, bugünlerden beni, ateşten kurtardıklarından, serbest bıraktıklarından,
cennetine ulaşanlardan ve merhametinle kurtuluşa erenlerden eyle; ey merhametlilerin
en merhametlisi; efendimiz Muhammed ve onun bütün evlatlarına rahmet eyle."
4- Bu ayın ilk on gününde, Hz. Cebrail'in bu on günde okuması için Allah Teala'dan
Hz. İsa'ya (a.s) hediye olarak getirdiği şu beş duayı her gün okumak:
(1)
َﻮُھ َو ُﺮْﯿَﺨْﻟا ِهِﺪَﯿِﺑ ،ُﺪْﻤَﺤْﻟا ُﮫَﻟَو ُﻚْﻠُﻤْﻟا ُﮫَﻟ ،ُﮫَﻟ َﻚﯾﺮَﺷ ﻻ ُهَﺪ ْﺣَو ُﷲ ﱠﻻِا َﮫـﻟِا ﻻ ْنَا ُﺪَﮭْﺷَا
ٌﺮﯾﺪَﻗ ء ْﻰَﺷ ﱢﻞُﻛ ﻰﻠَﻋ
(2) َا ُﺪَﮭْﺷَا ﻻَو ًﺔَﺒ ِﺣﺎﺻ ْﺬِﺨﱠﺘَﯾ ْﻢَﻟ ًاﺪَﻤَﺻ ًاﺪَﺣَا ،ُﮫَﻟ َﻚﯾﺮَﺷ ﻻ ُهَﺪ ْﺣَو ُﷲ ﱠﻻِا َﮫـﻟِا ﻻ ْن
ًاﺪَﻟَو
(3) ْﻦُﻜَﯾ ْﻢَﻟَو ْﺪَﻟﻮُﯾ ْﻢَﻟَو ْﺪِﻠَﯾ ْﻢَﻟ ًاﺪَﻤَﺻ ًاﺪَﺣَا ُﮫَﻟ َﻚﯾﺮَﺷ ﻻ ُهَﺪ ْﺣَو ُﷲ ﱠﻻِا َﮫـﻟِا ﻻ ْنَا ُﺪَﮭْﺷَا
ٌﺪَﺣَا ًاﻮُﻔُﻛ ُﮫَﻟ
(4) ُﺖﯿﻤُﯾَو ﻰﯿ ْﺤُﯾ ُﺪْﻤَﺤْﻟا ُﮫَﻟ َو ُﻚْﻠُﻤْﻟا ُﮫَﻟ ،ُﮫَﻟ َﻚﯾﺮَﺷ ﻻ ُهَﺪ ْﺣَو ُﷲ ﱠﻻِا َﮫـﻟِا ﻻ ْنَا ُﺪَﮭْﺷَا
ٌﺮﯾﺪَﻗ ء ْﻰَﺷ ﱢﻞُﻛ ﻰﻠَﻋ َﻮُھَو ُﺮْﯿَﺨْﻟا ِهِﺪَﯿِﺑ ، ُتﻮُﻤَﯾ ﻻ ﱞﻰَﺣ َﻮُھَو
(5) ﺎﻋَد ﺎﻤِﺑ ِͿ ُﺪَﮭْﺷَا ،ﻰﮭَﺘْﻨُﻣ ِﷲ َءآرَو َﺲْﯿَﻟ ،ﺎﻋَد ْﻦَﻤِﻟ ُﷲ َﻊِﻤَﺳ ﻰﻔَﻛَو ُﷲ َﻰِﺒْﺴَﺣ
ﻰﻟو ُ◌ْﻻاَو َةَﺮِﺧْﻻا ِِّͿ ﱠنَاَو َأَﺮَﺒَﺗ ْﻦﱠﻤِﻣ ٌءىﺮَﺑ ُﮫﱠﻧَاَو
1- "Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilâh yoktur; tektir; ortağı yoktur; saltanat ve
hamd ona hastır; hayır onun elindedir ve onun her şeye gücü yeter."
2- "Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilâh yoktur; tektir; ortağı yoktur; birdir;
ihtiyaçsızdır; kendisine eşi ve çocuk edinmemiştir."
3- "Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilâh yoktur; tektir; ortağı yoktur; birdir, ihtiyacı
yoktur, doğmamış ve doğrulmamıştır; hiçbir şey onun dengi değildir."
4- "Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilâh yoktur; tektir; ortağı yoktur; saltanat ve
hamd ona hastır; diriltir ve öldürür; O ölmeyen diridir; hayır O'nun elindedir; O'nun
her şeye gücü yeter."
5- "Allah bana yeter ve kafidir, Allah dua edenin duasını duymaktadır; Allah'ın
ötesinde nihayet yoktur. Allah için davet ettiği şeye şehadet ederim; O teberri
edenlerden beridir; ahiret ve dünya Allah'a hastır."
Hz. İsa (a.s), bu beş duanın her birini yüz defa okumak için çok sevap rivayet etmiştir.
Nitekim Allame Meclisî de şöyle demiştir: Bu dualardan her birini günde on defa
okuyan bir kimsenin rivayete uymuş olması uzak bir ihtimal değildir. Her gün her
birini yüz defa okuyacak olursa daha iyi olur.
5- Bu on günde her gün Hz. Ali'den (a.s) rivayet edilen ve çok sevabı olan şu duayı
okumak; ancak günde on defa okumak daha iyidir:
ﱠﻻِا َﮫـﻟِا ﻻ ،ِرﻮُﺤُﺒْﻟا ِجاﻮْﻣَا َدَﺪَﻋ ُﷲ ﱠﻻِا َﮫـﻟِا ﻻ ،ِرﻮُھﱡﺪﻟاَو ﻰﻟﺎﯿَﻠّﻟا َدَﺪَﻋ ُﷲ ﱠﻻِا َﮫـﻟِا ﻻ
ُﷲ ﱠﻻِا َﮫـﻟِا ﻻ ،ِﺮَﺠﱠﺸﻟا ِك ْﻮﱠﺸﻟا َدَﺪَﻋ ُﷲ ﱠﻻِا َﮫـﻟِا ﻻ ، َنﻮُﻌَﻤْﺠَﯾ ﺎﻤِﻣ ٌﺮْﯿَﺧ ُﮫُﺘَﻤْﺣَر و ُﷲ
ِﺢْﻤَﻟ َدَﺪَﻋ ُﷲ ﱠﻻِا َﮫـﻟِا ﻻ ،ِرَﺪَﻤْﻟاَو ِﺮَﺠَﺤْﻟا َدَﺪَﻋ ُﷲ ﱠﻻِا َﮫـﻟِا ﻻ ،ِﺮَﺑَﻮْﻟاَو ِﺮْﻌﱠﺸﻟا َدَﺪَﻋ
َدَﺪَﻋ ُﷲ ﱠﻻِا َﮫـﻟِا ﻻ ، َﺲﱠﻔَﻨَﺗ اذِا ِﺢْﺒﱡﺼﻟا َو َﺲَﻌْﺴَﻋ اذِا ِﻞْﯿَﻠّﻟا ﻰِﻓ ُﷲ ﱠﻻِا َﮫـﻟِا ﻻ ،ِنﻮُﯿُﻌْﻟا
ِرﻮ ﱡﺼﻟا ﻰِﻓ ُﺦَﻔْﻨُﯾ ِمْﻮَﯾ ﻰﻟِا ِمْﻮَﯿْﻟا َﻦِﻣ ُﷲ ﱠﻻِا َﮫـﻟِا ﻻ ،ِرﻮُﺨﱡﺼﻟاَو ىراﺮَﺒْﻟا ﻰِﻓ ِحﺎﯾﱢﺮﻟا
"Allah'tan başka ilâh yoktur geceler ve zamanların sayısınca; Allah'tan başka ilâh
yoktur denizlerin dalgalarının sayısınca; Allah'tan başka ilâh yoktur ve O'nun rahmeti
onların topladıklarından daha hayırlıdır; Allah'tan başka ilâh yoktur dikenler ve
ağaçların sayısınca; Allah'tan başka ilâh yoktur tüyler ve kılların sayısınca; Allah'tan
başka ilâh yoktur taşlar ve keseklerin sayısınca; Allah'tan başka ilâh yoktur göz
kırpışların sayısınca, Allah'tan başka ilâh yoktur geçtiği vakit gecede ve ortaya çıktığı
vakit sabahta; Allah'tan başka ilâh yoktur çöldeki ve kayalardaki rüzgarların sayısınca,
Allah'tan başka ilâh yoktur bugünden Sur'a üfürülecek güne kadar."
Birinci Gün:
Bu ayın ilk günü çok mübarek bir gündür; bugünün birkaç ameli vardır:
1- Bugünde oruç tutmak seksen ayın sevabını taşır.
2- Hz. Fatıma'nın (s.a) namazını kılmak. Şeyh Tusî diyor ki: Bu namazın dört rekat
olduğu rivayet edilmiştir. Hz. Ali'nin (a.s) namazı gibi iki selamla kılınır. Her rekatta
bir defa Fatiha ve elli defa İhlas Suresi okunur. Selamdan sonra da Hz. Fatıma'nın (s.a)
tesbih zikri yapılır ve peşinden de şu dua okunur:
ىِذ َنﺎﺤْﺒُﺳ ، ِﻢﯿﻈَﻌْﻟا ِخِذﺎﺒْﻟا ِلﻼَﺠْﻟا ىِذ َنﺎﺤْﺒُﺳ ، ِﻒﯿﻨُﻤْﻟا ِﺦِﻣﺎّﺸﻟا ﱢﺰِﻌْﻟا ىِذ َنﺎﺤْﺒُﺳ
َﻊْﻗَو ىﺮَﯾ ْﻦَﻣ َنﺎﺤْﺒُﺳ ،ﺎﻔﱠﺼﻟا ﻰِﻓ ِﺔَﻠْﻤﻨﱠﻟا َﺮَﺛَا ىﺮَﯾ ْﻦَﻣ َنﺎﺤْﺒُﺳ ،ِﻢﯾﺪَﻘْﻟا ِﺮ ِﺧﺎﻔْﻟا ِﻚﻠُﻤْﻟا
ُهُﺮْﯿَﻏ اﺬَﻜُھ ﻻ َو اﺬَﻜَھ َﻮُھ ْﻦَﻣ َنﺎﺤْﺒُﺳ ،ِءآﻮَﮭْﻟا ﻰِﻓ ِﺮْﯿﱠﻄﻟا
"Münezzehtir yüce izzet ve büyük makam sahibi (Allah), münezzehtir ulu ve yüce
celal sahibi, münezzehtir ezeli ve iftihar kaynağı saltanat sahibi, münezzehtir kayanın
üzerinde karıncanın ayak izini gören, münezzehtir kuşun gökte kanat çırpmasını
gören; münezzehtir böyle olan ve O'ndan başka böyle olan yoktur."
3- Öğleden yarım saat önce iki rekat namaz kılmak; her rekatta bir defa Fatiha Suresi,
her biri on defa olmak üzere İhlas Suresi, Ayete'l-kursi ve Kadir Suresi okunur.
4- Kim bir zalimden korkar da bugünde şu zikri söylerse, Allah Teala onu o zalimin
şerrinden korur:
ﻰﻟﺎﺤِﺑ َﻚُﻤْﻠِﻋ ﻰﻟاﺆُﺳ ْﻦِﻣ ﻰﺒْﺴ َﺣ ﻰﺒْﺴَﺣ ﻰﺒْﺴَﺣ
"(Allah'ım!) Senin halimi bilmen, senden istemekten yeter, yeter, yeter bana."
Bugün, Halil-i Rahman Hz. İbrahim'in (a.s) doğum günü ve Şeyheyn'in rivayetine
göre Hz. Fatıma-i Zehra'yla (s.a) Ali b. Ebutalib'in evlilik günüdür.
Yedinci Gün:
Hicri yüz on dört yılında, bugünde İmam Muhammed Bâkır (a.s) Medine'de şehid
olmuştur; bu nedenle Şia aleminin hüzün günüdür.
Sekizinci Gün:
Tevriye günüdür; bugünde oruç tutmak çok faziletlidir; bugünde oruç tutmak altmış
yılın kefareti olduğu rivayet edilmiştir. Şeyh-i Şehid bugünde gusletmeyi müstehap
bilmiştir.
Dokuzuncu Gece (Arefe Gecesi):
Bu gece mübarek gecelerdendir; hacetleri reva eden Allah Teala'yla münacat
gecesidir. Bu gecede tövbe kabul olur ve dua müstecap olur. Bu geceyi ibadetle
geçiren kimse, yüz yetmiş yıllık ibadet sevabı alır. Bu gecenin birkaç ameli vardır:
1- Aşağıdaki duayı okumak. Bu konuda şöyle rivayet edilmiştir: "Kim bu duayı Arefe
gecesi veya Cuma geceleri okursa, Allah Teala onun günahlarını affeder:
ﱢﻞُﻛ ﻰﮭَﺘْﻨُﻣَو ،ﺔﱠﯿِﻔَﺧ ﱢﻞُﻛ َﻢِﻟﺎﻋَو ،ىﻮْﻜَﺷ ﱢﻞُﻛ َﻊِﺿ ْﻮَﻣَو ،ىﻮ ْﺠَﻧ ﱢﻞُﻛ َﺪِھﺎﺷ ﺎﯾ ﱠﻢُﮭـّﻠﻟَا
ﺎﯾ ُداﻮَﺟ ﺎﯾ ،ِزُوﺎﺠﱠﺘﻟا َﻦَﺴَﺣ ﺎﯾ ،ِﻮْﻔَﻌْﻟا َﻢﯾﺮَﻛ ﺎﯾ ،ِدﺎﺒِﻌْﻟا ﻰَﻠَﻋ ِﻢَﻌﱢﻨﻟﺎِﺑ ًﺎﺋِﺪَﺘْﺒُﻣ ﺎﯾ ،ﺔَﺟﺎﺣ
ُتاذ ٌﻢَﻠُظ ﻻَو ،جاﺮْﺑَا ُتاذ ٌءﺂﻤَﺳ ﻻ َو ،ٌجﺎّﺠَﻋ ٌﺮ ْﺤَﺑ ﻻَو ،جاد ٌﻞْﯿَﻟ ُﮫْﻨِﻣ يراﻮُﯾ ﻻ ْﻦَﻣ
ِﮫِﺑ َﺖْﯿﱠﻠَﺠَﺗ ىﺬﱠﻟا ِﻢﯾﺮَﻜْﻟا َﻚِﮭ ْﺟَو ِرُﻮﻨِﺑ َﻚُﻟَﺎْﺳَا ،ٌءﺂﯿِﺿ ُهَﺪْﻨِﻋ ُﺔَﻤْﻠﱡﻈﻟا ِﻦَﻣ ﺎﯾ ،جﺎﺘِﺗ ْرا
ﻼِﺑ ِتاوﺎﻤﱠﺴﻟا ِﮫِﺑ َﺖْﻌَﻓَر ىﺬﱠﻟا َﻚِﻤْﺳِﺎِﺑَو ،ًﺎﻘِﻌَﺻ ﻰﺳ ُﻮﻣ ﱠﺮَﺧَو ًﺎﱠﻛَد ُﮫَﺘْﻠَﻌَﺠَﻓ ِﻞَﺒَﺠْﻠِﻟ
ﺪَﻤَﺟ ءﺎﻣ ِﮫ ْﺟَو ﻰﻠَﻋ َض ْر َ◌ْﻻا ِﮫِﺑ َﺖ ْﺤَﻄَﺳَو ،ﺪَﻤَﻋ…..
"Allah'ım! Ey bütün fısıltıların tanığı, bütün şikayet ve yakarışların mercii, bütün
gizlileri bilen ve bütün hacetlerin amacı; ey kulları istemeden onlara nimet veren, ey
keremiyle affeden, güzellikle hatalardan geçen, ey cömert; ey karanlık gece, tufanlı
deniz, direksiz gökyüzü ve örten karanlıklar hiçbir şeyi kendisinden gizleyemeyen; ey
karanlıklar kendisine aydınlık olan! Dağa tecelli ederek darmadağın edip Musa'yı
baygın düşüren kerim veçhinin nuru hürmetine; gökleri direksiz olarak yükselttiğin ve
yeryüzünü katılaşmış su üzerinde yaydığın ismin hürmetine.
Dua edildiğinde duayı kabul ettiğin ve vasıta kılınarak istendiğinde verdiğin gizli,
saklı, yazılmış ve pâk ismin hürmetine; yere ulaştığında yerin yarıldığı ve göklere
ulaştığında göklerin açıldığı, arşa ulaştığında arşın titrediği bütün nurların üstündeki
nur, nurdan olan bir nur ve bütün nurların kendisiyle aydınlandığı bir nur olan subbuh,
kuddus ve burhan ismin hürmetine; kendisiyle -onu duymakla- meleklerin cüsselerini
titreyen ismin hürmetine senden diliyorum ve -yine- Cebrail, Mikail ve İsrafil'-in
hakkı hürmetine.
Muhammed Mustafa'nın -salat ve selamın onun ve Ehl-i Beyt'inin, bütün
peygamberlerin ve meleklerin üzerine olsun- hakkı hürmetine; kendisiyle Hızır'ın düz
yeryüzünde yürüdüğü gibi suyun dalgalarının üzerinde yürüdüğü ismin hürmetine;
kendisiyle denizi Musa'ya yardığın, Firavun ve kavmini boğduğun, Musa b. İmran'ı ve
onunla birlikte olanları kurtardığın ismin hürmetine; Musa b. İmran'ın Eymen dağında
kendisiyle seni çağırdığı, senin de kendisine icabet ettiğin ve ona kendi sevgini ilkâ
ettiğin ismin hürmetine; İsa b. Meryam'in kendisiyle ölüleri dirilttiği, beşikteki bir
bebekken konuştuğu, senin izninle anadan doğma köre ve çiçek hastasına şifa veren
ismin hürmetine; arşını taşıyanların, Cebrail, Mikail, İsrafil, habibin Muhammed'in -
Allah'ın selat ve selamı ona ve Ehl-i Beyt'ine olsun-, mukarreb meleklerinin,
gönderilmiş elçilerinin, göklerdeki ve yerlerdeki salih kullarının kendisiyle seni
çağırdıkları ismin hürmetine.
Kavmine kızarak giden ve bizim kendisine güç yetiremeyeceğimizi sanan, nihayet
karanlıklar içinde, senden başka ilâh yoktur, senin şanın yücedir, ben zalimlerden
oldum diye yalvaran ve sen de duasını kabul edip onu tasadan kurtardığın, inananları
böyle kurtardığın Zünnun'un -balık karnına girmiş Yusun b. Mutta- kendisiyle seni
çağırdığı ismin hürmetine; Davud'un kendisiyle seni çağırdığı ve senin için secdeye
kapandığı ve böylece kusurunu bağışladığın ismin hürmetine.
Firavun'un eşi Asiye'nin, kendisiyle, "Rabb'im! bana katında, cennetin içinde bir ev
yap, beni Firavun'dan ve onun (kötü) işinden kurtar. Ve beni şu zalimler
topluluğundan kurtar!" diye çağırdığı ve sen de duasını kabul ettiğin ismin hürmetine;
Eyyub'un belaya tutulduğu zaman, kendisiyle seni çağırdığında ona kendi tarafından
bir rahmet ve ibadet edenler için bir öğüt olarak kendisine ailesini ve onlarla beraber
bir katını daha verdiğin ismin hürmetine; Yakub'un kendisiyle seni çağırdığı ve sen de
gözünü ve gözünün nuru Yusuf'u ona geri verdiğin ve perişan gönlünü yatıştırdığın
ismin hürmetine; Süleyman'ın kendisiyle seni çağırdığı ve böylece ona ondan sonra
kimseye vermediğin mülk ve saltanatı verdiğin ismin hürmetine ki gerçekten sen çok
bağışta bulunansın.
Kendisiyle Burak'ı Muahmmed'in -Allah'ın salat ve selamı ona ve Ehl-i Beyt'inin
üzerine olsun- hizmetine geçirdiğin ve sonra "eksiklikten uzaktır o ki geceleyin kulunu
Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya götürdü" buyurduğun ve yine "Bunu bizim
hizmetimize veren (Allah)ın şanı yücedir, yoksa biz bunu (hizmetimize)
yanaştıramazdık. Biz elbette Rabb'imize döneceğiz" buyurduğun ismin hürmetine;
Cebrail'in kendisiyle Muhammed'e -Allah'ın salatı Muhammed'in ve Ehl-i Beyt'inin
üzerine olsun- indiği ismin hürmetine; Adem'in kendisiyle seni çağırdığı ve böylece
onun kusurunu bağışlayıp cennetine yerleştirdiğin ismin hürmetine senden istiyorum.
Yüce Kur'an'ın hakkı hürmetine, peygamberlerin sonuncusu Muhammed'in hakkı
hürmetine, İbrahim'in hakkı hürmetine, kaza (kıyamet) günündeki faslın (hakkı
batıldan ayırma) hakkı hürmetine, kurulduğunda terazilerin, açıldığında Suhufların
hakkı hürmetine, kalemin ve cereyan ettiği şeyin, Levh'in ve saydığı şeylerin hakkı
hürmetine, varlıkları, dünyayı, güneşi ve ayı yaratmadan iki bin yıl önce arşın
gölgeliklerine yazdığın isim hürmetine senden diliyorum: Şehadet ederim ki Allah'tan
başka ilâh yoktur; tektir ortağı yoktur, Muhammed onun kulu ve elçisidir; seçip kendi
yanındaki gaybî ilminde sakladığın ve yaratıklarından ne mukarreb meleğin, ne
gönderilmiş peygamberin ve ne de seçilmiş kulun, hiç kimsenin bilmediği (yüce)
ismin hürmetine senden diliyorum; kendisiyle denizleri yardığın, kendisiyle dağların
ayakta durduğu, geceyle gündüzün hareket ettiği ismin hürmetine ve Fatiha't-ul Kitab
ve Kur'an-il Azim'in hakkı hürmetine, Kirame'l-Katibin'in hakkı hürmetine, Tâ Hâ, Yâ
Sîn, Kaf Hâ Yâ Ayn Sad, Hâ Mîm Ayn Sîn Qâf'ın hakkı hürmetine, Musa'nın Tevrat'ı,
İsa'nın İncil'i, Davud'un Zebur'u, Muhammed'in -Allah'ın salatı onun, Ehl-i Beyt'inin
ve bütün peygamberlerin üzerine olsun- Furkan'ı ve senin yüce sürekliliğinin hakkı
hürmetine senden diliyorum.
Allah'ım! Tur-i Sina dağının başında seninle Musa b. İmran'ın arasındaki bu
münacatların hakkı hürmetine senden niyaz ediyorum, ruhları alması için ölüm
meleğine öğrettiğin ismin hürmetine senden istiyorum, zeytin yaprağına yazılmış olan
ve ateşin bu yaprak karşısında huzu ve huşu ettiği ve "ey ateş soğuk ve esenlik ol"
diye buyurduğun ismin hürmetine senden istiyorum; yücelik ve keramet perdelerine
yazdığı ismin hürmetine senden niyaz ediyorum, ey sailin istemesi- kendisini
incitmeyen, bağışta bulunmakta eksilmeyen, ey kendisinden yardım istenilen ve
kendisine sığınılan; arşının izzet mekanları, Kitabının rahmet amacı, en yüce ismin,
ulu makamın, yüce ve mükemmel kelimelerin hürmetine senden niyaz ediyorum.
Allah'ım! Ey rüzgarların ve -rüzgarların esişiyle aleme- dağılan, göğün ve -göklerin-
gölge düşürdüğü, yerin ve -yerlerin- kapsadığı şeylerin, şeytanların ve -onların-
saptırdıkları kimselerin, denizlerin ve onların üzerinde hareket eden şeylerin Rabb'i!
Üzerinde hakkın olduğu bütün hakikatlerin hakkı hürmetine, gece gündüz yorulmadan
seni tesbih eden kerrub, ruhani ve mukarreb meleklerin hakkı hürmetine, Halilin
İbrahim'in hakkkı hürmetine, Safa'yla Merve arasında seni çağıran, dualarını icabet
ettiğin bütün velilerinin hürmetine; ey kulların duasına icabet eden zat! Bu isimler ve
bu dualar hürmetine senden niyaz ediyorum: Geçmişteki ve gelecekteki, batındaki,
zahirdeki, açığa vurduğumuz ve gizlediğimiz ve senin bizden daha iyi bildiğin
günahlarımızı bağışla; doğrusu senin her şeye gücün yeter; rahmetin hürmetine ey
merhametlilerin en merhametlisi.
Ey bütün garipleri koruyan, ey bütün yalnızların enisi-dostu, ey bütün zayıfların güç
ve kuvveti, ey bütün mazlumların yardımcısı, ey bütün mahrumları rızıklandıran, ey
bütün dehşete düşenlerin dostu, ey bütün yolcuların arkadaşı, ey bütün hazırda
olanların -yolcu olmayanların- dayanağı, ey bütün günah ve hataları bağışlayan, ey
yardım dileyenlerin yardımına koşan, ey inleyenlerin iniltisine koşan, ey sıkıntıya
düşenlerin sıkıntısını gideren, ey üzüntüsü olanları neşelendiren, ey gökleri ve yerleri
yaratan, ey talep edenlerin son amacı, ey zora düşenlerin duasını kabul eden, ey
merhametlilerin en merhametlisi.
Ey alemlerin Rabb'i, ey kıyamet gününün hakimi, ey cömertlerin en cömerdi, ey
bağışta bulunanların en çok bağışta bulunanı, ey duyanların en iyi duyanı, ey
görenlerin en iyi göreni, ey güçlülerin en güçlüsü! Nimetleri değiştiren günahlarımı
bağışla, pişmanlık getiren günahlarımı bağışla, hastalıklara neden olan günahlarımı
bağışla, masumiyet perdemi yırtan günahlarımı bağışla, duamı geri çeviren
günahlarımı bağışla, gökyüzünün damlasını (yağmur yağmasını) önleyen günahlarımı
bağışla, yok olmamızı yakınlaştıran günahlarımı bağışla, kalbimi katılaştıran
günahlarımı bağışla, havayı siyahlaştıran günahlarımı bağışla, -kötülüklerimin
üzerinden- perdeleri kaldıran günahlarımı bağışla, senden başkasının
bağışlayamayacağı günahlarımı bağışla ey Allah; üzerimdeki kullarının hakkını
omuzlarımdan kaldır, işimde kurtuluş, çıkış ve kolaylık kıl, göğsüme yakin ve kalbime
kendi ümidini indir ki senden başkasına ümitlenmeyeyim.
Allah'ım! Bu alemde beni koru, bana afiyet ver, gecemde, gündüzümde, önümde,
arkamda, sağımda, solumda, üstümde, altımda (her yerde) benimle birlikte ol, -ahiret
ve kurtuluş- yolunu bana kolaylaştır, bu dünyanın işlerini kolay tutmayı bana
güzelleştir, zorluklarda beni perişan ve yalnız etme; ey en hayırlı kılavuz, beni hidayet
et -doğru yolu göster-, işlerde beni kendi başıma bırakma, beni bütün hoşnutluklara
kavuştur, beni dünya ve ahirette, kurtuluş ve mutlulukla aileme döndür; senin her şeye
gücün yeter; kendi lütfünden beni rızıklandır, tertemiz rızıklarını bana artır, beni kendi
itaatine geçir, azabından ve ateşinden bana sığınak ver, beni öldürdükten sonra kendi
rahmetinle cennetine yerleştir.
Allah'ım! Nimetlerinin ve afiyetinin yok olmasından, hastalıklarının gelmesinden,
azaplarının inmesinden sana sığınıyorum; belanın zorluğundan, kalbimin
katılaşmasından, kötü kazadan, düşmanların kınamasından, gökten inen -belaların-
şerrinden, nazil olan Kitab'ta geçen şeylerin şerrinden sana sığınıyorum.
Allah'ım! Beni kötülerden ve cehennem ehlinden kılma, beni iyilerle birlikte olmaktan
mahrum eyleme; beni tertemiz bir hayatla yaşat, tertemiz bir ölümle de öldür ve iyilere
kavuştur; beni güçlü saltanat sahibinin yanında sıdk ve hakikat menzilinde
peygamberlere arkadaşlık etmekle rızıklandır.
Allah'ım! Güzel imtihanın ve tedbirinden dolayı sana hamdolsun, İslam ve -
peygamberinin- sünnetine uymaktan dolayı sana hamdolsun; ey Rabbim! Onları -
geçmiştekileri- kendi dinine hidayet ettiğin ve onlara Kitabını öğrettiğin gibi bizi de
hidayet et ve bize de öğret; hakkımdaki güzel imtihanın ve tedbirinden dolayı sana
hamdolsun; özellikle beni yarattığın ve yaratılışımı güzel yaptığın, öğrettiğin,
öğrenimimi güzelleştirdiğin, hidayet ettiğin ve hidayet oluşumu güzelleştirdiğin için; o
halde geçmişte ve şimdi beni nimetlendirmenden dolayı sana hamdolsun. Ey
seyyidim, benim nice sıkıntılarımı giderdin! Ey mevlam, nice üzüntülerimi mutluluğa
dönüştürdün! Ey mevlam, nice kederlerimi bertaraf ettin! Ey mevlam, nice belaları
benden çevirdin! Ey mevlam, nice kusurlarımın üzerini örttün. O halde her durumda,
her zaman ve her yerde, her mekanda ve makamda, bu halde ve her halde sana
hamdoldun.
Allah'ım! Bugünde taksim ettiğin hayırdan, giderdiğin sıkıntıdan, çevirdiğin
kötülükten, defettiğin beladan, gönderdiğin hayırdan, yaydığın rahmetten, giydirdiğin
afiyetten yararlanmada en üstün kullarından olmayı nasip eyle; doğrusu senin her şeye
gücün yeter; göklerin ve yerin hazineleri senin elindedir, sen öyle bir tek, kerim ve
bağışta bulunansın ki kendisinden isteyeni reddetmez, kendisine ümit besleyenin
ümidini boşa çıkarmazsın; kim ne isterse eksiksiz bulur, katındaki mülkün bağışla
tükenmez; -rahmetin sonsuz olduğundan- çokluk, güzellik, bağış ve cömertlik
bakımından sürekli artar; beni yok olmayan hazinelerinden ve geniş rahmetinden
rızıklandır; doğrusu senin bağışın hiç kimseden engellenmez; senin her şeye gücün
yeter; rahmetin hürmetine ey merhametlilerin en merhametlisi."
2- Seyyid İbn Tavus'un zikrettiği ve Arefe Gününün Amelleri'nde değineceğimiz on
tesbihat zikrini bin defa okumak.
3- Cuma günün amellerinde değindiğimiz Arefe gününde, ayrıca Cuma gecesi ve
gündüzünde okunan, َﺄّﯿَﮭَﺗَو َﺄﱠﺒَﻌَﺗ ْﻦَﻣ ﱠﻢُﮭـّﻠﻟَا duasını okumak.
4- O yılın şerrinden güvenden olmak için İmam Hüseyin (a.s) ve Kerbela'yı ziyaret
etmek ve bayram gününe kadar orada kalmak.
Dokuzuncu Gün (Arefe Günü):
Zilhicce ayının dokuzuncu günü olan Arefe günü, her ne kadar bayram diye
tanıtılmamışsa da büyük bayramlardan biridir. Bugünde, Allah Teala kullarını kendine
ibadet ve itaate davet etmiş, onlara lütuf ve ihsan sofrası açmıştır; kovulmuş şeytan
bugünde her zamankinden daha fazla hakir ve öfkeli olur.
Bir rivayette şöyle geçer: İmam Zeynulabidin (a.s) Arefe gününde bir dilencinin
insanlardan hacet istediğini duyunca ona hitaben şöyle buyurdu: "Yazıklar olsun sana!
Bugünde Allah'tan başkasından mı istiyorsun; halbuki bugünde anne rahminde olan
bebeklerin de Allah'ın lütfunun kapsamına girip saadete ermesi ümit ediliyor?!"
Bugünün birkaç ameli vardır:
1- Gusletmek.
2- İmam Hüseyin'i (a.s) ziyaret etmek. Bugünde İmam Hüseyin'i (a.s) ziyaret etmenin
bin hac, bin umre ve bin cihad ve hatta bundan daha fazla sevabı vardır. Bugünde
İmam Hüseyin'i (a.s) ziyaret etmenin ne kadar fazla sevabı olduğunu bildiren
rivayetler mütevatirdir. Eğer insan bugünde İmam Hüseyin'in (a.s) türbesinin kubbesi
altında olmaya muvaffak olursa, sevabı, Arafat'ta bulunan kişilerin sevabından az
değildir; hatta bunun sevabı daha fazla ve önceliklidir; İmam Hüseyin'in (a.s) nasıl
ziyaret edilmesi gerektiğine ileride Ziyaretler Bölümü'nde değinceğiz inşallah.
3- İkindi namazından sonra Arafe dualarını okumaya başlamadan önce Arafat'ın
sevabına ulaşmak ve günahlarının bağışlanması için açık havada iki rekat namaz kılıp
Allah Teala'nın huzurunda günahlarını itiraf ve ikrar etmek. Daha sonra Arefenin
amellerini yapıp Ehl-i Beyt İmamlarından (a.s) rivayet edilen Arefe dualarını okumak.
Bu dualar bu özet kitabımızda kaydedemeyeceğimiz kadar fazladır. Fakat buna
rağmen kitabımızın kapasitesinin aldığı kadarıyla onları nakledeceğiz:
ىﺬﱠﻟا َنﺎﺤْﺒُﺳ ،ُﮫُﻤْﻜُﺣ ِض ْر َ◌ْﻻا ﻰِﻓ ىﺬﱠﻟا َنﺎﺤْﺒُﺳ ،ُﮫُﺷ ْﺮَﻋ ِءﺂﻤﱠﺴﻟا ﻰِﻓ ىﺬﱠﻟا َنﺎﺤْﺒُﺳ
،ُﮫُﻧﺎﻄْﻠُﺳ ِرﺎّﻨﻟا ﻰِﻓ ىﺬﱠﻟا َنﺎﺤْﺒُﺳ ،ُﮫُﻠﯿﺒَﺳ ِﺮْﺤَﺒْﻟا ﻰِﻓ ىﺬﱠﻟا َنﺎﺤْﺒُﺳ ،ُهُؤﺂﻀَﻗ ِرُﻮﺒُﻘْﻟا ﻰِﻓ
َﻊَﻓَر ىﺬﱠﻟا َنﺎﺤْﺒُﺳ ،ُﮫُﻟْﺪَﻋ ِﺔَﻣﺎﯿِﻘْﻟا ﻰِﻓ ىﺬﱠﻟا َنﺎﺤْﺒُﺳ ،ُﮫُﺘَﻤ ْﺣَر ِﺔﱠﻨَﺠْﻟا ﻰِﻓ ىﺬﱠﻟا َنﺎﺤْﺒُﺳ
ِﮫْﯿَﻟِا ّﻻِا ُﮫْﻨِﻣ ﺎﺠْﻨَﻣ ﻻَو َﺎَﺠْﻠَﻣ ﻻ ىﺬﱠﻟا َنﺎﺤْﺒُﺳ ، َض ْرَﻻا َﻂَﺴَﺑ ىﺬﱠﻟا َنﺎﺤْﺒُﺳ ،ِءﺂﻤﱠﺴﻟا.
"Münezzehtir arşı gökte olan -Allah-, münezzehtir hükmü yerde olan, münezzehtir
kazası kabirlerde olan, münezzehtir denizde yolu olan, münezzehtir ateşte iktidarı
olan, münezzehtir rahmeti cennette olan, münezzehtir adaleti kıyamette olan,
münezzehtir göğü yükselten, münezzehtir yeri yayan, münezzehtir kendisinden başka
bir sığınak ve kurtuluş olmayan -Allah-."
Bu duadan sonra yüz defa şu zikri söylemek:
ُﺮَﺒْﻛَا ُﷲَو ُﷲ ﱠﻻِا َﮫـﻟِا ﻻَو ِͿ ُﺪْﻤَﺤْﻟاَو ِﷲ َنﺎﺤْﺒُﺳ.
"Subhanellahi velhamdulillahi vela ilahe illellahu vellahu ekber"
"Allah münezzehtir, hamd O'na mahsustur, O'ndan başka ilâh yoktur, O tavsif
edilmeyecek kadar yücedir."
Sonra yüz defa "İhlas" suresi, yüz defa "Ayete'l-Kürsi" okumak, yüz defa
"Muhammed ve Ehl-i Beyt'ine" salavat göndermek ve daha sonra da on defa şu duayı
okumak:
ﻰﯿ ْﺤُﯾَو ُﺖﯿﻤُﯾَو ُﺖﯿﻤُﯾَو ﻰﯿْﺤُﯾ ُﺪْﻤَﺤْﻟا ُﮫَﻟَو ُﻚْﻠُﻤْﻟا ُﮫَﻟ ُﮫَﻟ َﻚﯾﺮَﺷ ﻻ ُهَﺪ ْﺣَو ُﷲ ﱠﻻِا َﮫـﻟِا ﻻ
ٌﺮﯾﺪَﻗ ء ْﻰَﺷ ﱢﻞُﻛ ﻰﻠَﻋ َﻮُھَو ُﺮْﯿَﺨْﻟا ِهِﺪَﯿِﺑ ُتُﻮﻤَﯾ ﻻ ﱞﻰَﺣ َﻮُھَو.
"Allah'tan başka ilâh yoktur; tektir, ortağı yoktur; saltanat ve hamd O'na mahsustur;
diriltir ve öldürür, öldürür ve diriltir; O ölmeyen bir diridir; hayır O'nun elindedir ve
O'nun her şeye gücü yeter."
Sonra on defa:
« ِﮫْﯿَﻟِا ُبُﻮﺗَا َو ُمﻮﱡﯿَﻘْﻟا ﱡﻰَﺤْﻟا َﻮُھ ّﻻِا َﮫـﻟِا ﻻ ىﺬﱠﻟا َﷲ ُﺮِﻔْﻐَﺘْﺳَا.»
"Esreğfirullahellezi la ilahe illa huvel heyyul qayyim ve etubu ileyh"
"Kendisinden başka ilâh olmayan Diri ve Kayyım Allah'tan bağışlanma diliyor ve
O'na dönüş yapıyorum."
Ve yine şu zikirlerin her birini onar defa söylemek:
« َُﷲ ﺎﯾ» "Ya Allah"
« ُﻦﻤ ْﺣَر ﺎﯾ» "Ya Rahman"
« ُﻢﯿﺣَر ﺎﯾ» "Ya Rahim"
« ِماﺮْﻛ ِﻻاَو ِلﻼَﺠْﻟا اَذ ﺎﯾ ِض ْر َ◌ْﻻاَو ِتاوﺎﻤﱠﺴﻟا ُﻊﯾﺪَﺑ ﺎﯾ.» "Ya
bediyissemavati vel-erz ya zel-celali vel-ikram"
"Ey gökleri ve yeri yaratan, ey celal ve ikram sahibi"
« ُمﻮﱡﯿَﻗ ﺎﯾ ﱡﻰَﺣ ﺎﯾ.» "Ya hayyu ya qayyum"
"Ey diri, ey Kayyım."
« ُنﺎّﻨَﻣ ﺎﯾ ُنﺎّﻨَﺣ ﺎﯾ.» "Ya hennanu ya mennan"
"Ey bağışlayan ve minnet bırakan."
« َﺖْﻧَا ّﻻِا َﮫـﻟِا ﻻ ﺎﯾ.» "Ya la ilahe illa ent"
"Ey kendisinden başka ilah olmayan".
« َﻦﯿﻣآ.» "Amin"
Sonra şu duayı okumak:
ِء ْﺮَﻤْﻟا َﻦْﯿَﺑ ُلُﻮﺤَﯾ ْﻦَﻣ ﺎﯾ ،ِﺪﯾرَﻮْﻟا ِﻞْﺒَﺣ ْﻦِﻣ ﱠﻰَﻟِا ُبَﺮْﻗَا َﻮُھ ْﻦَﻣ ﺎﯾ َﻚُﻟَﺎْﺳَا ﻰّﻧِا ﱠﻢُﮭـّﻠﻟَا
ﻰَﻠَﻋ ُﻦﻤ ْﺣﱠﺮﻟا َﻮُھ ْﻦَﻣ ﺎﯾ ، ِﻦﯿﺒُﻤْﻟا ِﻖُﻓ ُ◌ْﻻﺎِﺑَو ﻰﻠْﻋ َ◌ْﻻا ِﺮَﻈْﻨَﻤْﻟﺎِﺑ َﻮُھ ْﻦَﻣ ﺎﯾ ،ِﮫِﺒْﻠَﻗَو
َﻰﱢﻠَﺼُﺗ ْنَا َﻚُﻟَﺎْﺳَا ،ُﺮﯿﺼَﺒْﻟا ُﻊﯿﻤﱠﺴﻟا َﻮُھ َو ٌء ْﻰَﺷ ِﮫِﻠْﺜِﻤَﻛ َﺲْﯿَﻟ ْﻦَﻣ ﺎﯾ ،ىﻮَﺘْﺳا ِش ْﺮَﻌْﻟا
ﺪﱠﻤَﺤُﻣ ِلآَو ﺪﱠﻤَﺤُﻣ ﻰﻠَﻋ.
"Allah'ım! Ey bana şah damarımdan daha yakın olan, ey insanla kalbi arasında mesafe
düşüren, ey en yüce yerde ve apaçık ufukta olan, ey arşa istiva eden Rahman, ey hiçbir
şey kendisi gibi olmayan duyan ve gören -Allah-! Muhammed ve Muhammed'in Ehl-i
Beyt'ine rahmet eyle."
Sonra hacetler istenir. Yine İmam Cafer-i Sadık'tan (a.s) şöyle rivayet edilmiştir: Hz.
Muhammed ve onun Ehl-i Beyt'ini hoşnut etmek isteyen, onların hakkında şu şekilde
salavat göndersin:
"Allah'ım! Ey bağışta bulunanların en cömerdi, ey dilekte bulunulanların en hayırlısı
ve ey merhamet dilenilenlerin en merhametlisi.
Allah'ım! Öncekiler arasında Muhammed ve Ehl-i Beyt'ine salat eyle, sonrakiler
arasında Muhammed ve Ehl-i Beyt'ine salat eyle; en yüce makamlarda Muhammed ve
Ehl-i Beyt'ine salat eyle, peygamberler arasında Muhammed ve Ehl-i Beyt'ine salat
eyle.
Allah'ım! Muhammed ve Ehl-i Beyt'ine vesile, fazilet, şeref, yücelik ve büyük bir
derece ver.
Allah'ım! Ben Hz. Muhammed'i görmediğim halde ona iman ettim. Kıyamet gününde
onu görmeği ve onunla sohbet arkadaşı olmayı bana nasip et. Beni onun dini üzerine
öldür ve bir daha asla susamamak üzere onun havuzundan bana içir. Şüphesiz sen her
şeye kadirsin.
Allah'ım! Ben Hz. Muhammed'i -Allah'ın salat ve selamı ona ve Ehl-i Beyt'ine olsun-
görmediğim halde ona iman ettim. Onun yüzünü cennette bana tanıt.
Allah'ım! Hz. Muhammed'e -Allah'ın salat ve selamı ona ve Ehl-i Beytine olsun-
benden çokça salat ve selam ulaştır."
Sonra Receb ayında kaydettiğimiz Ümm-ü Davud duasını oku; peşinden sayılmayacak
kadar çok sevabı olan ve kısaca değinmek istediğimiz için burada ayrıntılı olarak
sevabına yer vermediğimiz şu tesbih zikirleri söyle:
"Münezzehtir herkesten önce olan Allah, münezzehtir herkesten sonra olan Allah,
münezzehtir herkesle birlikte olan Allah; münezzehtir Allah, Rabbimiz bâki kalacak
ve -O'ndan başka- herkes fani olacaktır; münezzehtir Allah, tesbih edenlerin
tesbihinden çok daha üstün olan bir tesbihle herkesten önce; münezzehtir Allah, tesbih
edenlerin tesbihinden çok daha üstün olan bir tesbihle herkesten sonra; münezzehtir
Allah, tesbih edenlerin tesbihinden çok daha üstün olan bir tesbihle herkesle birlikte;
münezzehtir Allah, tesbih edenlerin, bâki olan ve Ondan başka herkesin fani olacağı
Rabbimiz için ettikleri tesbihinden çok daha üstün olan bir tesbihle; münezzehtir
Allah, sayılmayan ve sayısı bilinmeyen, unutulmayan, eskimeyen, fani olmayan, sonu
ve nihayeti bulunmayan bir tesbihle. Münezzehtir Allah, alemdekilerin yılları,
zamanın ayları, dünyanın saatleri, gece ve gündüzün saatleriyle kendisi devam ettikçe
devam eden, bâki kaldıkça bâki kalacak bir tesbihle; münezzehtir sürekli ebedi olan,
sürekliliği sayıyla sayılmayan, zamanın geçmesi sürekliliğini yok etmeyen ve
ebediyetliğini kesmeyen Allah. En üstün yaratıcı olan Allah yücedir."
Sona şöyle de:
ﺪَﺣَا ﱢﻞُﻛ َﺪْﻌَﺑ ِͿ ُﺪْﻤَﺤْﻟاَو ﺪَﺣَا ﱢﻞُﻛ َﻞْﺒَﻗ ِͿ ُﺪْﻤَﺤْﻟاَو...
"Hamd Allah'a mahsustur herkesten önce, hamd Allah'a mahsustur herkesten sonra…"
Bu dua sonuna kadar okunur. Fakat "subhanallah" yerine "el-hamdulillah" denir ve
"Ahsenu'l-halikin"e ulaşınca "la ilahe illel-lah-u kabl-e kulli ahad" söylenir ve sonuna
kadar duayı böyle oku-nur; yani "subhanellah" yerine, "la ilahe illellah" ve sonra da
"Vellah-u ekber-u kable kulli ahed" söyle ve duanın sonuna kadar böylece
"subhanellah" yerine, "ellah-u ekber" söyle. Bunun da peşinden Cuma gecesinin
amellerinde kaydettiğimiz "Allahumme men teabbee ve teheyyee" duasını oku ve
sonra Şeyh Tusî'nin "Misbahu'l-Müteheccid" adlı kitabında kaydettiği "Allahumme
entellah-u rabbu'l-alemin" duasını oku.
Bu dua Arafat vakfesinde okunduğu için ve ayrıca çok uzun olması sebebiyle burada
kaydetmedik.
Yine bugünde kalp huzuru, huzu ve huşu içerisinde İmam'ın "Sahife-i Seccadiye"deki
dünya ve ahret hacetlerini içeren 47. duasını oku.
ARAFE DUASI
Bugünde okunan meşhur dualardan biri de Seyyid-i Şuheda İmam Hüseyin'in (a.s)
duasıdır. Galib Esedî'nin Bişr ve Beşir adındaki iki oğlu şöyle rivayet etmişlerdir:
Arefe günü -Arafat'ta- İmam Hüseyin'in (a.s) huzurundaydıdık; İmam (a.s),
beraberinde ailesi, çocukları ve takipçilerinden bir grup olduğu halde gayet huşu ve
vakar içerisinde çadırından dışarı çıkıp Arafat dağının sol tarafında durarak yüzünü
Ka'be'ye çevirdi ve yiyecek isteyen bir sail gibi ellerini yüzünün hizasına kaldırarak şu
duayı okumaya başladı:
،ﻊِﻧﺎﺻ ُﻊْﻨُﺻ ِﮫِﻌْﻨُﺼَﻛ ﻻَو ،ٌﻊِﻧﺎﻣ ِﮫِﺋﺎﻄَﻌِﻟ ﻻَو ،ٌﻊِﻓاد ِﮫِﺋﺂﻀَﻘِﻟ َﺲْﯿَﻟ ىﺬﱠﻟا ِͿ ُﺪْﻤَﺤْﻟَا
ِﮫْﯿَﻠَﻋ ﻰﻔ ْﺨَﺗ ﻻ ،َﻊِﺋﺎﻨﱠﺼﻟا ِﮫِﺘَﻤْﻜِﺤِﺑ َﻦَﻘْﺗَاو ،ِﻊِﺋاﺪَﺒْﻟا َسﺎﻨ ْﺟَا َﺮَﻄَﻓ ،ُﻊ ِﺳاﻮْﻟا ُداﻮَﺠْﻟا َﻮُھَو
ُﻢ ِﺣارَو ،ﻊﻧﺎﻗ ﱢﻞُﻛ ُﺶِﺋارَو ،ﻊِﻧﺎﺻ ﱢﻞُﻛ ىزﺎﺟ ،ُﻊِﺋادَﻮْﻟا ُهَﺪْﻨِﻋ ُﻊﯿﻀَﺗ ﻻَو ،ُﻊِﺋﻼﱠﻄﻟا
ِتاﻮَﻋﱠﺪﻠِﻟ َﻮُھَو ،ِﻊِطﺎّﺴﻟا ِرﻮﱡﻨﻟﺎِﺑ ،ِﻊِﻣﺎﺠْﻟا ِبﺎﺘِﻜْﻟاَو ِﻊِﻓﺎﻨَﻤْﻟا ُلِﺰْﻨُﻣَو ،عِرﺎﺿ ﱢﻞُﻛ
ﻻَو ،ُهُﺮْﯿَﻏ َﮫﻟِا ﻼَﻓ ،ٌﻊِﻣﺎﻗ ِةَﺮِﺑﺎﺒَﺠْﻠِﻟَو ،ٌﻊِﻓار ِتﺎﺟَرﱠﺪﻠِﻟَو ،ٌﻊِﻓاد ِتﺎﺑُﺮُﻜْﻠِﻟَو ،ٌﻊِﻣﺎﺳ
َﻮُھ َو ،ُﺮﯿﺒ َﺨْﻟا ُﻒﯿﻄﱠﻠﻟا ،ُﺮﯿﺼَﺒْﻟا ُﻊﯿﻤﱠﺴﻟا َﻮُھ َو ،ٌءﻰَﺷ ِﮫِﻠْﺜِﻤَﻛ َﺲْﯿَﻟَو ،ُﮫُﻟِﺪْﻌَﯾ َءﻰَﺷ
ٌﺮﯾﺪَﻗ ءﻰَﺷ ﱢﻞُﻛ ﻰﻠَﻋ…..
"Hamd Allah'a mahsustur; öyle bir zattır ki O'nun hükmünü geri çeviren, verdiğini
engelleyen olmaz. Hiçbir zanaatçının yaptığı O'nun yaptığı şey gibi değildir. O, büyük
cömerttir. Her çeşit mahluk yaratarak hikmetiyle yarattıklarını sağlam kıldı. Hiçbir sır
O'na gizli kalmaz. Onun katında emanetler (ameller) asla zayi olmaz. Herkesi
yaptığına karşılık mükafatlandıran; kanat edenin işini düzene koyandır; kendisine
yakarana merhamet eden, -kullarına- yararlı şeyleri ve kapsamlı Kitab'ı (Kur'an'ı)
yayılan nuruyla indirendir. Duaları duyan (kabul eden), kederleri gideren, dereceleri
yükselten ve zorbaların kökünü kazıyandır. O'ndan başka ilâh yoktur. Hiçbir şey O'na
denk olamaz. Eşi ve benzeri yoktur. İşitendir, görendir, latif ve habirdir (hiçbir şey
O'na gizli kalmaz ve her şeyin inceliğinden haberdardır, agâhtır).
Allah'ım! Ben sana yöneliyorum; rabbaniyetine şehadet ediyor ve ikrar ediyorum ki,
Rabb'im sensin, dönüşüm sanadır; ben anılacak bir şey değilken kendi nimetinle beni
var ettin. Beni topraktan yarattın; sonra beni sulplere yerleştirdin. Beni -var olmamı
engelleyebilecek- her türlü vakıa, dönemlerin ve yılların değişimi ve olaylarından
korudun.
Böylece asırlar boyu beni baba sulbünden anne rahmine aktardın. Şefkat, lütuf ve
ihsanınla beni, senin ahdini bozan ve peygamberlerini yalanlayan küfür ve dalalet
önderlerinin saltanat sürdükleri bir zamanda dünyaya getirmedin. Sen beni, senden
şefkat ve bana da lütuf olsun diye, hidayette benden öne geçenlerin (Hz.
Muhammed'in -s.a.a-) zamanında dünyaya getirdin, hidayetini bana kolaylaştırdın ve
bu hidayetle beni yoğurdun. Bundan önce de, güzel yaratılışın ve bol nimetlerinle bana
şefkat gösterdin. Beni -ikinci merhalede- nütfeden yarattın. Et, kan ve deriden ibaret
olan üç zulmet arasına yerleştirdin. Yaratılışımı bana göstermedin ve bu hususta bana
hiçbir şey bırakmadın. Sonra beni, önceden gerçekleştirdiğin hidayet için tam ve
mükemmel bir yaratılışla dünyaya getirdin. Beşikte küçük bir çocuk iken beni her
türlü tehlikeden korudun. Beni, en temiz gıda maddesi olan anne sütüyle
rızıklandırdın. Koruyucuların kalplerini bana şefkatli kıldın. Şefkatli anneleri beni
korumakla görevlendirdin, her türlü tehlike ve cinlerin nüfuzundan beni muhafaza
ettin.
Beni kusur ve noksanlıktan salim kıldın. Şanın yücedir ey Rahim ve Rahman;
konuşmaya başladığımda bana bol nimetlerini tamamladın, her geçen yıl beni daha
fazla eğittin; yaratılışım kemale ulaşıp aklım mutedil olunca, hüccetini bana farz
kıldın; şöyle ki seni tanımayı kalbime ilham ettin ve beni kendinin ilginç hikmetlerine
hayran bıraktın. Gökte ve yerde yarattığın varlıklar hakkında beni şuurlandırdın,
bilinçlendirdin. Bana, şükrünü ve zikrini yerine getirmeği tembih ettin; sana itaat ve
ibadet etmeği üzerime farz kıldın. Bana peygamberlerinin vasıtasıyla gönderdi-ğin
hakikatleri anlama gücü verdin. Rıza ve teslim makamını kabullenmeyi (bu makama
ulaşmayı) bana kolaylaştırdın. Bu hususlarda, bana yardım edip lütufta bulunarak
üzerime minnet bıraktın.
Sonra beni en üstün topraktan yaratınca, benim için sadece bir çeşit nimete razı
olmadın; en yüce lütufla ve sonsuz ihsanınla çeşitli geçim vesileleri, nimet ve
yiyeceklerle beni rızıklandırdın. Bana tüm nimetlerini tamamlayıp benden bütün
belaları uzaklaştırdığında yine de cehaletim ve sana karşı cüretim, beni sana
yaklaştıracak vesileyi bana göstermene ve beni, katına yaklaştıracak şeye muvaffak
etmene engel olmadı. Seni çağırdığımda bana icabet ettin, hacet istediğimde hacetimi
verdin, sana itaat ettiğimde beni mükafatlandırdın, şükrettiğimde bana nimetini
artırdın. Bütün bunların nedeni bana nimetini tamamlayıp lütufta bulunmandır. Sen
her türlü kusur ve noksanlıktan münezzehsin, münezzehsin; varlıkları yaratan ve
meydana getiren ve tekrar kendine döndüren sensin. Hamda lâyık olan sensin; şanın
yücedir; isimlerin mukaddestir; nimetlerin büyüktür.
Allah'ım! Hangi nimetini sayabilirim, hangisini hatırlayabilirim?! Veya hangi
bağışlarının şükrünü yerine getirebilirim?! Ey Rabb'im! Senin bana nimetlerin,
sayanların sayıp bitiremeyeceği ve bilmek isteyenlerin bilemeyeceği kadar çoktur.
Allah'ım! Benden giderdiğin ve uzaklaştırdığın zorluk, zarar ve ziyanlar, sahip
olduğum nimet ve afiyetten de çoktur.
İlahi! Ben imanımın hakikatiyle, kalbimde yer eden yakinle, ihlaslı tevhidimle, içimde
saklı hakikatlerle, gözümün nurunun mecrasının bağlarıyla, anlımın safhasının
hatlarıyla, solunum yolumun delikleriyle, bur-numun yumuşak kemiğiyle, kulak
perdemin ses algılayan organıyla, dudaklarımın içinde gizli olan şeyle, dilimin ses
hareketiyle, üst ve alt çenemin irtibat merkezleriyle, dişlerimin çıktığı yerlerle,
yiyecek ve içeceklerimi tatma duyumla, beynimi kapsayan kafatasımla, boyun
damarlarımla, göğüs kafesimin kapsadığı organlarla, şah damarımla, kalbimin
perdesinin avizesiyle, ciğerimin kenarına bitişen parçalarla, kaburgalarımın kapsadığı
şeylerle, kaslarımın bağlandığı yerle, uzuvlarımın açılıp kapanışıyla, parmaklarımın
ucuyla, etimle, kanımla, saçımla, derimle, sinirimle, bağırsağımla, kemiğimle,
beynimle, damarlarımla, tüm uzuvlarımla ve bebek oluşumdan itibaren oluşan
uzuvlarımla, yeryüzünün benden aldığı şeylerle, uykumla, uyaklığımla, sükunetimle
ve yine rüku ve secdelerimin hareketleriyle tanıklık ediyorum ki, eğer asırlar boyu
yaşasam ve senin nimetlerinden birinin şükrünü yerine getirmeye çalışsam, yerine
getiremem; bunu ancak seni lütfünle yerine getirebilirim ki bunun kendisi de yeni,
ebedi ve köklü bir şükrü gerektirmektedir.
Evet, ben ve sayanlar senin geçmiş ve gelecek nimetlerini sayma-ya veya nimetlerinin
zamanlarını hesaplamaya çalışsak hiçbir zaman sayamayız. Ben kim senin nimetlerini
saymak kim? Oysa sen konuşkan Kitab'ında ve sadık haberinde, "Allah'ın nimetlerini
saymaya çalışsanız, sayıp bitiremezsiniz" buyurmuşsun.
Allah'ım! Peygamberlerin ve elçilerine iblağ edilen ve vahiyle onlara indirdiğin ve bu
vasıtayla dini onlara yasadığın Kitab'ın ve haberlerin doğrudur. Ancak ben tüm çabam
ve gayretimle kapasitemce inanarak ve ya-kin ederek diyorum ki: Hamd ve övgü,
kendine miras alacak bir evlat edinmeyen, yaratılışta kendisine muhalefet edecek
mülkünde ortağı olmayan ve dünyayı yaratışında kendisine yardım edecek bir
yardımcısı olmayan Allah'a mahsustur. Münezzehtir, münezzehtir -çocuğu ve ortağı
olmaktan-. Eğer o ikisinde -gökte ve yerde- Allah'tan başka bir ilâh olsaydı, fesat
çıkardı ve dağılırlardı.
Tek, bir, ihtiyacı olmayan, doğmayan ve doğrulmayan, eşi ve benzeri olmayan Allah
münezzehtir. Allah'a hamdolsun; öyle bir hamd ki yakınlaştırılmış meleklerin ve
gönderilmiş peygamberlerin hamdına denktir. Allah'ın salat ve selamı seçtiği kulu,
peygamberlerin sonuncusu Muhammed'e ve onun tertemiz, arınmış ve muhlis kılınmış
Ehl-i Beyt'ine olsun."
Sonra İmam (as) gözlerinden yaşlar aktığı halde daha fazla bir rağbetle şöyle devam
etti:
"Allah'ım! Seni görüyormuşum gibi beni kendinden korkut ve beni takvayla saadete
kavuştur; sana karşı günah işleyerek kalbimi katılaştırma, takdirlerinde bana hayır ve
bereket ver ki geciktirdiğin şeyin bana acele verilmesini ve acele verdiğin şeyin de
geciktirilmesini istemeyeyim. Allah'ım! Nefsime zenginlik, kalbime yakin, amelime
ihlâs, gözüme nur, dinimde basiret ve bilinç ver ve azalarımı güçlü kıl, kulağımı ve
gözümü (işiten ve gözümün nuru çocuklarımı) benim iki mirasçım kıl ve hakkımda
zulmedene karşı bana yardım et ve bunda intikam ve galibiyetimi bana göster ve
gözlerimi aydınlat.
Allah'ım! Sıkıntımı gider, kusurumu ört, hatalarımı bağışla, şeytanımı benden
uzaklaştır, zimmetimi serbestliğe çıkar (üzerimde hiçbir hak kalmasın); ve ey
Rabb'im, dünya ve ahirette benim için yüksek bir derece ver. Allah'ım! Beni yaratıp,
duyan ve gören yaptığın için sana hamd olsun. Beni yaratmaya ihtiyacın olmadığı
halde hakkımda bir rahmet olarak beni yarattığın ve azalarımı birbirine uygun, düzgün
kıldığın için sana hamdolsun. Rabb'im; beni icat ettiğin ve yaratılışımı dengeli kıldığın
gibi; Rabb'im, beni yarattığın ve yüzümü güzel kıldığın gibi; Rabb'im, bana ihsanda
bulunduğun ve afiyet verdiğin gibi; Rabb'im, afetlerden koruduğun ve muvaffak
kıldığın gibi.
Rabb'im, nimet verdiğin ve hidayet ettiğin gibi; Rabb'im, seçtiğin ve bütün hayırlardan
verdiğin gibi; Rabb'im, beni yedirdiğin ve içirdiğin gibi; Rabb'im, ihtiyaçsız kıldığın
ve hoşnut ettiğin gibi; Rabb'im, bana yardım ettiğin ve izzet verdiğin gibi; Rabb'im,
bana keramet elbisesi giydirdiğin ve yarattığın şeylerden yeteri kadar bana verdiğin
gibi Muhammed ve Ehl-i Beyt'ine rahmet eyle ve bana zamanın sıkıntıları, gece ve
gündüzün çekişmeleri karşısında yardım et. Beni dünyanın ıstıraplarından ve ahiretin
kederlerinden kurtar ve yeryüzünde zalimlerin yaptıkları -kötülükler-den beni koru.
Allah'ım! Endişelendiğim şeylerden bana güven ver, korktuğum şeylerden beni koru,
nefsimi ve dinimi koru, yolculuğumda beni koru, mal ve ailemde benden geriye salih
bir evlat bırak. Bana verdiğin rızklara bereket ver. Beni kendi yanımda alçak gönüllü
kıl ve halkın gözünde ise yücelt; cinlerin ve insanların kötülüğünden beni selamet kıl;
günahımdan dolayı beni rezil etme, içimde gizli olan şeyden dolayı beni cezalandırma,
amelimden dolayı beni (azap ve belalara) müptela etme, nimetlerini benden alma ve
beni kendinden başkasına bırakma. Rabb'im! Beni kime bırakıyorsun? Akrabalık
bağını koparacak olan bir akrabaya mı? Yoksa bana öfkelenen uzak ve yabancıya mı?
Ya da beni zayıf düşürecek olan birine mi? Oysa sen benim Rabb'imsin, işlerimin
sahibisin; garipliğimi, kimsesizliğimi ve menzilimin uzaklığını ve işlerimin sahibi
kıldığın kimse karşısında zilletimi sana şikayet ediyorum.
Allah'ım! Gazabını bana helal kılma; eğer sen bana gazap etmezsen başkalarından
endişem olmaz. ünezzehsin sen. Senin bana afiyetin geniştir; o halde senden
diliyorum ki ey Rabb'im, yeryüzünün ve göklerin kendisiyle aydınlandığı,
karanlıkların aydınlığa kavuştuğu ve öncekilerin ve sonrakilerin kendisiyle ıslah
olduğu veçhinin nuru hürmetine beni gazabın üzerine öldürme, öfkeni benim üzerime
indirme, kötülükten vazgeçmek ve hoşnutluk sana aittir; bundan (ölmeden) önce
benden razı olabilirsin. Senden başka hah yoktur. Mekke'nin, Meş'aru'l-Ham'ın,
bereketli ve insanlar için güvenli kıldığın Beyt-ul Atik'in Rabb'isin.
Ey sabrıyla çok günahları bağışlayan, ey lütfüyle nimetleri indiren, ey kendi keremiyle
çok büyük bağışta bulunan, ey zor günlerimde dayana-ğım, ey yalnızlığımda
arkadaşım, ey sıkıntılarımda imdadıma koşan ve ey veli nimetim benim! Ey Rabb'im
ve babalarım İbrahim, İsmail, İshak ve Yakub'un Rabb'i ve ey Cebrail, Mikail ve
İsrafil'in Rabb'i ve ey peygamberlerin sonuncusu Muhammed'in ve onun seçkin Ehl-i
Beyt'inin Rabb'i ve ey Tevrat, İncil, Zebur ve Furkan'ı (Kur'an'ı) indiren, Kâf Ha Ya
Ayn Sâd, Tâ Hâ, Ya Sîn ve Kur'an-ı Hekim'in Rabb'i! Yollar tüm geniş-liğine rağmen
bana zorlaşınca ve yer tüm bolluğuyla bana daralınca sığınağım sensin; eğer senin
rahmetin olmasaydı kesinlikle ben helak olanlardan olurdum. Beni hatalardan alıkoyan
sensin; eğer benim -günahlarımın- üzerini örtmeseydin kesinlikle rezil olanlardan
olurdum. Yardımınla düşmanlarıma karşı beni destekleyen sensin; eğer senin yardımın
olmasaydı mağlup düşenlerden olurdum.
Ey yücelik ve üstünlüğü kendine has kılan, izzetiyle dostları aziz olan, ey padişahların
boynuna zillet halkasını geçiren ve heybetinden padişahların kendisinden korktuğu
zat; ey gözlerin ihanetini ve göğüslerde gizli olanı, zaman ve asırların geleceklerini
bilen; ey nasıl olduğunu kendisinden başka hiç kimse bilmeyen, ey ne olduğunu
kendisinden baş-kası bilmeyen, ey yeryüzünü su üstüne sıkıştıran ve gökyüzüyle
(uzun tabakasıyla) havayı kapatan, ey en güzel isimler kendisinin olan, ey hiçbir
zaman kesilmeyen ihsan sahibi, ey -Mısır- kervanını Yusuf'u kurtarmak- için Kafr
çölünde tutup onu kuyudan çıkaran, ey Yusuf'u kölelikten sonra padişah yapan, ey
üzüntüden gözleri ağardıktan sonra üzüntüsünü sabırla gizleyen Yakub'a Yusuf'u
döndüren, ey Eyyub'tan zorluk ve sıkıntıyı gideren ve yaşlandıktan sonra -çocuk
sahibi olan- İbrahim'in elini, oğlunu kesmekten alıkoyan, ey Zekeriyya'nın duasını
kabul ederek ona Yahya'yı veren ve onu yalnız ve kimsesiz bırakmayan, ey Yunus'u
balığın karnından dışarı çıkaran, ey denizi İsrailoğulları için yarıp onları kurtaran,
Firavun ve ordusunu boğan, ey rüzgarları rahmet -yağmuru- müjdeleyicisi olarak
gönderen.
Ey kendine karşı günah işleyen kullarını cezalandırmada acele etmeyen, ey sürekli
senin nimetlerinle nimetlendikleri ve senin rızkını yedikleri halde diğerlerine tapmakta
olan sihirbazları, uzun bir zaman inkâr edip sürekli kendisine düşmanlık etmeleri,
karşı çıkmaları ve peygamberlerini yalanlamalarından sonra kurtaran; ya Allah, ya
Allah; ey kainatı yoktan var eden, ey eşi olmayan yaratıcı, ey hiçbir zaman fani
olmayacak sürekli, ey hiçbir diri olmadığı zaman diri olan, ey ölüleri dirilten, ey
herkesin başına kazandığını getiren, ey kendisine az şükret-tiğim halde beni mahrum
etmeyen, hatalarım çok olmasına rağmen beni rezil etmeyen, beni günah işlerken
gördüğü halde insanlara tanıtarak haysiyetimi dökmeyen.
Ey küçüklüğümde beni koruyan, ey büyüdüğümde beni rızıklandıran, ey bana sayısız
bağışlarda bulunan ve nimetlerini telafi edemediğim; ey bana hayır ve ihsanla yönelen,
benim ise kendisine günah ve isyanla yöneldiğim, ey nimetine şükretmeyi
öğrenmeden beni imana hidayet eden, ey hastayken çağırdığımda bana şifa veren,
çıplakken beni giydiren, açken beni doyuran, susuzken beni suya doyuran, zelilken
bana izzet veren, cahilken beni bilgilendiren, yalnızken -yalnızlığımı- çokluğa
dönüştüren, gayıp ve vatanımdan uzakken beni geri döndüren, fakirken beni
zenginleştiren, yardım istediğimde bana yardım eden, zenginken nimetini benden
almayan ve bütün bunları senden istemekten sakındığım halde kendiliğinden vermeye
başlayan.
O halde hamd ve şükür sana mahsustur; ey sıkıntılarımı gideren, duamı kabul eden,
kusur ve ayıbımı örten, günahımı bağışlayan, beni isteklerime kavuşturan ve
düşmanıma karşı zafere ulaştıran; eğer senin nimetlerini, bağışlarını ve değerli
ihsanlarını saymaya kalkışsam, sayıp bitiremem.
Ey mevlam! Minnet bırakan sensin, nimet veren sensin, ihsanda bulunan sensin,
güzelleştiren sensin, üstün kılan sensin, mükemmel-leştiren sensin, rızıklandıran
sensin, muvaffak kılan sensin, bağışta bulunan sensin, zengin yapan sensin, sermaye
veren sensin, sığınak veren sensin, yeterli olan sensin, hidayet eden sensin, -
hatalardan- koruyan sensin, -ayıbımı- örten sensin, bağışlayan sensin, mazeretimi
kabul eden sensin, güç veren sensin, izzet veren sensin, yardım eden sensin, destek
veren sensin, teyit eden sensin, zafer veren sensin, şifa veren sensin, afiyet veren
sensin, ikram eden sensin, üstünsün, yücesin; o halde hamd sürekli sana hastır, sabit
ve ebedi şükür sana mahsustur.
Ben ise ya Rabb'im! Günahlarımı itiraf ediyorum, günahlarımı bağışla; kötü yapan
benim, hata yapan benim, günahına ısrar eden benim, cahillik yapan benim, gaflet
eden benim, yanlışlık yapan benim, kendine dayanan benim, -günahında- kasıtlı olan
benim, söz veren ve sözünde durmayan benim, ahdini bozan benim, -misakını- ikrar
eden benim, nimetlerini itiraf eden ve sonra yine günahlarına dönen benim; o halde
günahlarımı bağışla; ey kullarının günahları kendisine zarar vermeyen, kullarının
itaatine ihtiyacı olmayan ve kullarından iyi amel yapanı kendi yardım ve rahmetiyle
ona muvaffak kılan!
O halde hamd sana mahsustur ey Rabb'im ve mevlam. Ey Rabb'im! Sen bana emrettin,
ben ise sana itaatsizlik ettim; sen beni sakındırdın, ben ise senin sakındırdığın şeyi
işledim; şimdi ise artık ne mazeret gösterebileceğim bir bahanem var ve ne de yardım
alabileceğim bir desteğim. O halde hangi vesileyle sana geleyim ey mevlam?!
Kulağımla mı, gözümle mi, dilimle mi, elimle mi, ayağımla mı? Bunların hepsi,
kendileriyle sana karşı itaatsizlik ettiğim senin nimetin değil mi?! Ey mevlam! Sen
hücceti tamamladın ve yolu ben kendime kapadım -haklısın ve ben sorumluyum-. Ey
günahımı babalardan ve analardan örterek onların bana eziyetini önleyen,
akrabalarımdan ve kardeşlerimden örterek beni kınamalarını engelleyen, sultanlardan
örterek beni cezalandırmalarına mani olan! Ey mevlam! Eğer senin benim hakkımda
bildiğin şeyi onlar da bilseydiler bir daha bana bakmaz, beni kendilerinden uzaklaştırır
ve ilişkilerini benden keserlerdi.
Ey Rabb'im, şimdi ben ey mevlam, senin huzurunda huzu içinde, zelil, çaresiz ve
hakirim; ne mazeret getireceğim bir bahanem, ne yardım alabileceğim bir desteğim, ne
sebep gösterebileceğim bir delil var; ne de günah işlemediğimi ve çirkin bir iş
yapmadığımı söyleyebilirim ve eğer inkar edecek olsam da ey mevlam, bunun bir
yararı olmaz bana! Nasıl yapabilirim ki bunu, oysa tüm uzuvlarım aleyhime tanıktırlar
ve ben kesinlikle biliyorum ki büyük günahlarımdan dolayı sen beni sorguya çekersin;
sen zulmetmeyen adil bir hakimsin; senin adaletin beni helak eder; ben senin
adaletinden sana sığınıyorum. Rabb'im! Bana hücceti tamamladıktan sonra beni
cezalandıracak olursan, bu benim günahlarımdan dolayıdır ve eğer beni affedecek
olursan, bu da senin sabrın, bağışın ve ihsanından dolayıdır. Senden başka ilâh yoktur,
tenzih ederim seni, ben zalimlerden oldum; senden başka ilâh yoktur, tenzih ederim
seni, ben bağışlanma dileyenlerden oldum; senden başka ilâh yoktur, tenzih ederim
seni, ben seni tek bilenlerden oldum;
Senden başka ilâh yoktur, tenzih ederim seni, ben korkanlardan oldum; senden başka
ilâh yoktur, tenzih ederim seni, ben -senin azabından- endişe edenlerden oldum;
senden başka ilâh yoktur, tenzih ederim seni, ben ümit edenlerden oldum; senden
başka ilâh yoktur, tenzih ederim seni, ben yönelenlerden oldum; senden başka ilâh
yoktur, tenzih ederim seni, ben "lâ ilâhe illallah" söyleyenlerden oldum; senden başka
ilâh yoktur, tenzih ederim seni, ben isteyenlerden oldum; senden başka ilâh yoktur,
tenzih ederim seni, ben tesbih edenlerden oldum; senden başka ilâh yoktur, tenzih
ederim seni, ben tekbir söyleyenlerden oldum; senden başka ilâh yoktur, tenzih ederim
seni; sen benim Rabb'im ve geçmiş babalarımın Rabb'isin.
Allah'ım! Bu, seni ululayan senamdır, senin tekliğini anmak da benim ihlasımdır,
senin saydığım nimetlerine ikrarımdır; her ne kadar ikrar etsem de onların
çokluğundan, fazlalığından, açıklığından ve varlıklarının benden önceliğinden dolayı
onları saymaya gücüm yetmez; beni yarattığın andan itibaren onların tümü için benden
ahd aldın ve hayatımın başından beni fakirlikten zenginliğe ulaştırdın, ben -kendime
zulmedenlerden oldum; sıkıntımı giderdin, kolaylık ve rahatlığa sebep oluşturdun,
zorlukları defettin, çaresizliğimi giderdin, bedenime sağlık verdin, dinime selamet
verdin ve eğer nimetlerini saymam için dünyanın başından sonuna kadar bütün herkes
bana yardımcı olsa, ne ben ve ne de onlar nimetlerini sayıp bitirmeye gücümüz
yetmez. Sen mukaddes ve yücesin; kerim, ulu ve Rahim bir Rabb'sin. Nimetlerin
sayılmaz, senaların söylenip bitirilmez, ihsanların telafi edilmez; Muhammed ve Ehl-i
Beyt'ine rahmet eyle ve bize nimetlerini tamamla, sana itaatle bizi saadete erdir; Sen
münezzehsin, senden başka ilâh yoktur.
Allah'ım! Sen sıkıntısı olanlara icabet edersin, kötülüğü giderirsin, kederi olanlara
yardım edersin, hastaya şifa verirsin, fakiri zenginleştirirsin, kırığı onarırsın, küçüğe
merhamet edersin, büyüğe yardım edersin; senden başka destek yoktur, senden üstün
bir kudret yoktur, sen yücesin, büyüksün; ey esirleri kurtaran, ey küçük çocuğa rızk
veren, ey korkup sığınak dileyenlerin sığınağı, ey ortağı ve veziri olmayan!
Muhammed ve Ehl-i Beyt'ine rahmet eyle ve bu ikindi vakti kullarından birine
verdiğin nimetlerin en üstününü bana ver. Kullarına verdiğin zahiri nimetlerden ve
sürekli yenilediğin batini nimetlerden, bertaraf ettiğin belalardan, giderdiğin
sıkıntılardan, duyduğun (kabul ettiğin) dualardan, kabul ettiğin iyiliklerden ve
örttüğün günahlardan (bana bu nimetlerden ver); gerçekten sen lütuf sahibisin, her
şeyden haberin var ve sen her şeye kadirsin.
Allah'ım! Sen kendisinden istenilen en yakın zatsın, en çabuk ica-bet edensin, en
cömert affedensin, en fazla bağışta bulunansın, kendisinden istenileni en iyi duyansın;
ey dünya ve ahiretin esirgeyen ve bağışlayanı; senin gibi bir istenilen yoktur, senden
başka bir hedef ve arzu yoktur. Çağırdığımda bana icabet edersin, senden istediğimde
bana verirsin, sana yöneldiğimde bana şefkat gösterirsin, sana yakardığımda bana
yetersin.
Allah'ım! Kulun, elçin ve peygamberin Muhammed'e ve onun tertemiz Ehl-i Beyt'inin
tümüne rahmet eyle, nimetlerini bize tamamla, bağışlarını bize tatlı kıl, bizi sana
şükredenlerden ve senin nimetlerini ananlardan yaz; amin ey alemlerin Rabb'i.
Allah'ım! Ey malik olan ve güç yetiren, güç yetiren ve kahreden, kendisine karşı
günah işlenen ve -günahı- örten, kendisinden bağışlanma dilenen ve bağışlayan, ey
talep eden yönelenlerin hedefi, ümit edenlerin ümidinin zirvesi, ey ilmi her şeyi
kuşatan ve rafeti, şefkati ve sabrı özür dileyenleri kapsayan. Allah'ım! Peygamberin,
elçin, yaratıklarının arasından seçtiğin, vahyine emin kıldı-ğın, müjdeleyici ve
korkutucu, parlak -hidayet- lambası olan ve kendisiyle Müslümanlara minnet
bıraktığın ve âlemlere rahmet kıldığın Muhammed'le şereflendirdiğin ve yücelttiğin bu
ikindi vakti sana yöneliyoruz.
Allah'ım! Muhammed ve Ehl-i Beyt'ine rahmet eyle; nitekim Muhammed senin
rahmetine lâyıktır; ey yüce. Ona ve seçkin, tertemiz Ehl-i Beyt'ine rahmet eyle ve bizi
af hediyenle ört. Feryat ve figanlar çeşitli dillerle sana yükselmektedir. O halde
Allah'ım, bu ikindi vakti kulların arasında taksim ettiğin bütün hayırlardan, hidayet
ettiğin nurdan, yaydığın rahmetten, giydirdiğin afiyet elbisesinden ve yaydığın rızktan
bize de pay ver; ey merhametlilerin en merhametlisi.
Allah'ım! Bu anda bizi kurtuluşa ermiş, saadete kavuşmuş, iyiliğe ulaşmış ve
faydalanmış kıl; bizi ümitsizliğe kapılanlardan kılma, bizi rahmetinden mahrum etme,
bizi arzuladığımız lütfünden nasipsiz etme, bizi rahmetinden mahrum etme,
ihsanından ümit ettiğimiz lütfünü bizden engelleme, bizi meyus geri çevirme,
kapından kovulmuşlardan etme; ey cömertlerin en cömerdi ve ey kerimlerin en
kerimi! Yakinle sana yüz tuttuk, Beyt-i Haram'ına davetine lebbeyk dedik ve onun
ziyaretini kastettik; o halde onun amellerinde bize yardımcı ol, haccımızı kemale erdir,
bizi affet ve bize afiyet ver; elimizi sana uzattık ve zilletle günahlarımızı itiraf
etmekteyiz. Allah'ım! Bu ikindi vakti senden istediğimiz şeyi bize ver ve senden
yapmanı niyaz ettiğimiz şeyi yap; bize senden başka yetecek yoktur, senden başka
Rabb'imiz yoktur; hükmün hakkımızda geçerlidir, ilmin bizi kuşatmıştır, hakkımızda
hükmün adalettir; bizim için hayrı takdir et ve bizi hayır ehlinden kıl.
Allah'ım! Cömertliğinle bize büyük mükafat, iyi birikim ve sürekli huzur ver; bizim
tüm günahlarımızı bağışla, bizi helak olanlarla helak etme, rahmetini ve rafetini
bizden çevirme; ey merhametlilerin en merhametlisi. Allah'ım! Bu anda bizi, senden
hacet istediklerinde hacetlerini verdiklerinden, sana şükrettiklerinde onlar için
nimetlerini artırdıklarından, sana tövbe ettiklerinde tövbelerini kabul ettiklerinden,
bütün günahlarından uzaklaştıklarında bağışladıklarından eyle; ey celal ve ikram
sahibi.
Allah'ım! Bize başarı ve güç ver; ey kendisinden istenilenlerin en hayırlısı,
yakarışımızı kabul et, ey merhamet dilenilenlerin en merhametlisi. Ey kirpiklerin
kapanışı, gözlerin kırpışı, içlerde gizli olan ve kalplerde saklı olanlar kendisine gizli
olmayan; evet, senin ilmin bütün bunları saymış ve hilmin kapsamıştır; sen zalimlerin
söylediklerinden münezzeh ve çok yücesin. Yedi kat gökler, yerler ve bunların
arasındakiler seni tesbih etmekteler; seni tesbih etmeyen hiçbir varlık yoktur. O halde
hamd, yücelik ve üstünlük senindir, ey celal ve ikram sahibi, ey lütuf ve ihsanların ve
büyük bağışların sahibi! Sen cömert ve kerimsin, şefkatli ve rahimsin. Allah'ım! Helal
rızkını bana artır, vücuduma ve dinime afiyet ver, korkuma emniyet ver ve beni
cehennem ateşinden kurtar. Allah'ım! Beni hilene müptela etme (tedbirinle beni
cezalandırma), ansızın gelen azaba duçar etme, beni rezil etme; cinlerin ve insanların
kötülüğünü benden uzaklaştır."
Sonra İmam, mübarek başını gök yüzüne doğru kaldırdı ve gözlerinden yaşlar aktığı
bir halde yüksek sesle şöyle devam etti:
"Ey duyanların en iyi duyanı, ey görenlerin en iyi göreni, ey en süratli hesaba çeken ve
ey merhametlilerin en merhametlisi! Muhammed'e ve değerli ve kutlu Ehl-i Beyt'ine
rahmet eyle. Allah'ım! Senden, bana verdiğinde, benden alıkoyduğun şeylerin artık
bana zarar dokundurmayacağı ve benden alıkoyduğunda artık verdiğin şeylerin bana
yararı olmayacağı hacetimi istiyorum. Beni cehennemden kurtar; senden başka ilâh
yoktur; teksin, ortağın yoktur; mülk senindir, hamd sana mahsustur ve senin her şeye
gücün yeter; ya Rabb'i, ya Rabb'i, ya Rabb'i!"
İmam (a.s) "ya Rabb'i, ya Rabb'i" kelimesini tekrarlarken beraberinde bulunanlar
"amin" diyor ve göz yaşı döküyorlardı. Hicaz güneşi Arafat tepelerinin ardından yavaş
yavaş batmak üzereydi. İmam Hüseyin (a.s) beraberinde bulunanlarla birlikte Arafat
tepesinin eteğinden yavaşça aşağı indi ve Arafat çölünü Meşar-ı Haram'a doğru terk
etti.
Kef'amî, "Beledu'l-Emin" adlı kitabında İmam Hüseyn'in (a.s) duasını buraya kadar
naklediyor. Allame Meclisî de "Zadu'l-Mead" adlı kitabında bu duayı Kef'amî'nin
rivayetine göre naklediyor. Fakat Seyyid İbn Tavus "İkbal" adlı kitabında "ya Rabbi,
ya Rabbi, ya Rabbi" sözlerinden sonra şunu da ekliyor:
"İlahi! Ben zenginliğimde fakirim (sana muhtacım); o halde fakirliğimde nasıl fakir
(muhtaç) olmayayım? İlahi! Ben bilgimde cahilim, o halde cahilliğimde nasıl cahil
olmayayım? İlahi! Tedbirinin farklı ve takdirlerinin süratli oluşu, seni tanıyan
kullarının senin bağışın sakin ve karşısında rahat olmalarına ve bela karşısında senden
ümit kesmelerine engel olmuştur. İlahi! Kınanmama neden olan şey benden, senin
bağış ve keremine yakışan şey ise sendendir.
İlahi! Benim zayıf varlığımı yaratmadan önce kendini bana rahmet ve keremle tavsif
ettin; şimdi zayıf bir vücuda sahip olduktan sonra lütuf ve şefkatini engelleyecek
misin?! İlahi! Eğer benden güzellikler görünse, bu senin bana ihsan ve lütfündendir ve
eğer bende çirkinlikler belirse bu da senin adaletinden ve bana hücceti
tamamlamandandır. İlahi! Nasıl kendime bırakırsın beni, oysa işlerimi sen üstlendin
ve nasıl biri bana zulmedebilir, oysa yarımcım sensin veya lütfünden nasıl mahrum
olurum, oysa hakkımda şefkatlisin. Evet, ben sana muhtaç olduğum halde sana
tevessül ediyorum, beni sana ulaştırması imkânsız olan bir şeye nasıl tevessül edeyim?
Veya halim sana gizli olmadığı halde onu sana nasıl şikâyet edeyim? Sözüm sana açık
olduğu halde onu sana nasıl açıklayayım? Veya arzularım sana ulaşmışken nasıl
ümitsizliğe düşeyim? Hallerim senin vasıtanla oluştuğu halde onları nasıl
iyileştirmezsin?
İlahi! Cehaletimin büyük olmasına rağmen bana ne kadar da lütufta bulunuyorsun,
amellerim kötü olduğu halde bana karşı ne kadar da şefkatlisin?! İlahi! Sen bana ne
kadar da yakınsın, oysa ben senden ne kadar uzağım. Bana karşı o kadar şefkatli
olmana rağmen beni senden alıkoyan şey nedir.?! İlahi! Etkilenmelerden ve etraftaki
değişimlerden her şeyde kendini bana tanıtmak istediğini ve böylece hiçbir şeyde
senden gafil olmamamı istediğini anladım. İlahi! Her ne kadar zilletim beni
dilsizleştirse de kerem ve bağışın beni konuşturmaktadır ve her ne kadar sıfatlarım
beni ümitsizliğe düşürse de ihsan ve nimetlerin beni tamahlandırmaktadır. İlahi!
İyilikleri kötülük olan kimsenin kötülükleri nasıl kötü olmasın?! Gerçekleri batıl olan
birinin batıl davaları nasıl batıl olmasın?!
İlahi! Geçerli hükmün ve galip meşiyyetin ne konuşana konuşma ve ne de hal sahibine
sabit bir hal yeri bırakır. İlahi! Nice zamanlar bir itaate karar verdim ve azmettim de -
evrenin düzeninin hayrına olan- senin adaletin ona güvenimi yıktı; hatta lütfün beni
ondan geri çevirdi. İlahi! Sen iyi biliyorsun ki eğer sürekli sana itaat etmesem de
kalbimde sürekli muhabbet ve itaat azmi var. İlahi! Sen kahırken ben nasıl azmedeyim
ve sen emrettiğin halde ben nasıl -senin itaatine- azmetmeyeyim?! İlahi! Teker teker
tüm nişanelerine bakmam, sana ulaşmamın uzamasına neden oluyor; o halde beni sana
ulaştıracak bir hizmet ver bana. Kendi varlığında sana muhtaç olan bir şey senin
varlığına nasıl delil olsun ki?! Acaba senin zuhur etmediğin bir zuhur ve açıklık var mı
ki seni zahir etsin?! Sen ne zaman gayıptın ki seni açığa çıkaracak bir delile ihtiyaç
olsun? Sen ne zaman uzaktın ki nişaneler sana ulaştırsın? Sürekli gözettiğin halde seni
görmeyen göz kör olsun, senin aşk ve sevginden bir pay almayan bir kul ziyan görsün.
İlahi! -Seni tanımak için- nişanelerine müracaat etmeyi emretmiş-sin; ancak beni
nurlarının tecellisine ve müşahede kılavuzluğuna götür ki onları görerek sana döneyim
(seni müşahede edeyim) ve onların vasıtasıyla senin (marifet sınırına) girdiğimde kalp
gözüm onlara teveccüh etmekten masun ve onlara güvenmekten yüce olsun; her şeye
ancak sen kadirsin. İlahi! Huzurunda açık olan zelilliğim budur; sana gizli olmayan
halim budur; sana ulaşmayı senden diliyorum ve senin varlığına senden delil
istiyorum; o halde beni kendi nurunla sana yönlendir; halis ve samimi bir kullukla
beni kendi huzurunda sabit kıl. İlahi! Bana gizli ilminden öğret, korunmuş örtünle beni
koru.
İlahi! Ruhumu sana yakın olan kullarının gerçekleriyle donat ve cezbolanların
gidişatında götür beni. İlahi! Kendi tedbirinle, tedbirime ve kendi ihtiyarınla öz
ihtiyarıma ihtiyacımı gider (beni kendime bırakma) ve ıstırar durumlarına beni vakıf
kıl. İlahi! Beni nefisimin zilletinden çıkar; ölümüm gelip çatmadan beni sana karşı şirk
ve şüpheden temizle. Senden yardım diliyorum; o halde bana yardım et. Sana tevekkül
ediyorum; beni kendime bırakma. Senden diliyorum; ümidimi kesme. Lütuf ve fazlına
yöneliyorum; beni mahrum etme. Kulluğumu sana nispet veriyorum; beni
uzaklaştırma. Senin kerem kapında durdum; beni kovma. İlahi! Rızan, kendi
tarafından bir kusuru olmaktan münezzehtir; o halde benim tarafımdan nasıl bir
kusuru olabilir?! İlahi! Sen kendi zatında sana bir yarar ulaşmasına muhtaç değilsin; o
halde bana nasıl ihtiyacın olsun?! İlahi! Kaza ve kader beni arzulandırmakta, nefsimin
hevesleri beni şehvet bağlarına esir etmektedir.
O halde sen benim yardımcım olarak nefsime karşı beni zafere ulaştır, bana basiret
ver. Kendi lütfünle beni zenginleştir ki senin lütfünle isteklerime ihtiyacım olmasın.
Velilerinin kalplerine nurları ışıldatan, böylece seni tanımalarını, bir ve tek bilmelerini
sağlayan sensin. Sevgililerinin kalbinden senden başkalarını çıkartan ve böylece
senden başkalarını sevmemelerini ve senden başkasına sığınmamalarını sağlayan
sensin. Varlıklar dehşete düşürdüğünde onların munisi sensin. Bütün nişaneler-den
uzak olduklarında onları hidayet eden sensin. Seni kaybeden neyi bulmuştur! Seni
bulan neyi kaybetmiştir?!
Senin yerine bir bedel dileyen mahrum olmuştur. Senden yüz çevirip istemeyen zarar
etmiştir. İhsan ve bağışını hiçbir zaman kesmediğin halde senden başkasına nasıl ümit
beslenebilir?! Sen nimet verme alışkanlığını değiştirmediğin halde senden başkasından
nasıl istenebilir?! Ey muhiplerine ünsiyetinin tadını tattıran ve böylece sadece kendi
huzurunda sevgilerini dile getirmelerini sağlayan! Ey velilerine heybetinin elbisesini
giydiren ve böylece istiğfar dilemelerine neden olan! Ananlar seni anmadan sen onları
anarsın. Abidler sana yönelmeden sen onlara ihsanda bulunmaya başlarsın. Talep
edenler talep etmeden, onlara bağışta bulunan cömert sensin. Sen karşılıksız
bağışlayan ve sonra bize bağışta bulunduğu şeyden borç isteyensin. İlahi! Sana
ulaşmam için beni merhametinle talep et, sana yönelmem için nimetlerine çek beni.
İlahi! Sana karşı itaatsizlik etsem bile senden ümidim kesilmez; nite-kim sana itaat
etsem bile içimden senin korkun çıkıp gitmez; tüm âlem beni sana doğru itiyor; kerem
ve yüceliğin hakkında bilgim beni senin huzuruna sürüklüyor. İlahi! Sen benim arzum
olduğun halde nasıl ümidimi keseyim veya sana tevekkül ettiğim halde bana nasıl
ihanet edilebilir?! İlahi! Beni zillette tuttuğun halde nasıl izzet davasında
bulunabilirim veya kendimi senin kulun saydığım halde nasıl izzet davasında
bulunmayayım?!
İlahi! Beni muhtaçlar arasında tuttuğun halde nasıl muhtaç olmayayım veya kendi
zenginliğinle beni zenginleştirdiğin halde nasıl muhtaç olabilirim?! Sen kendisinden
başka bir ilâh olmayan zatsın. Sen kendini her şeye tanıdın ve hiçbir şey seni
tanımaktan cahil değildir. Sen bütün şeylerde -tecelli ederek- kendini bana tanıttın ve
böylece her şeyde seni aşikâr gördüm; her şeyde aşikâr olan sensin. Ey geniş
rahmetiyle tüm âleme ihata eden ve arş kendi zatında gizli kalan! Varlık nişanelerini
başka varlık nişaneleriyle yok ettin ve nurlarının tecellisinin ihatasıyla gayrileri
mahvettin. Ey arşının galip nurunun perdelerinde gözlerin görmesinden gizli kalan! Ey
mükemmel nuruyla tecelli eden ve azameti tüm varlık alemini kapsayan! Yegane
apaçık olduğun halde nasıl gizli olursun sen veya hazırdaki gözetici olduğun halde
nasıl gayıp olursun sen?! Doğrusu senin her şeye gücün yeter. Hamd yalnız tek olan
Allah'a hastır."
Kısacası, bugünde Arafat'da olmaya muvaffak olan kimsenin yapması gereken birçok
amel ve dualar vardır; bugünde en iyi amel dua etmektir. Bütün yıl boyunca bu
mübarek günün dua açısından seçkin bir özelliği vardır. Bugünde ölmüş ve yaşayan
mümin kardeşler için çok dua etmek gerekir. Arafat vakfesinde Abdullah b. Cundeb
hakkında nakledilen rivayet ve onun mümin kardeşleri hakkındaki duası meşhurdur.
Yine Zeyd-i Nursî'nin sıka ravilerden olan Muaviye b. Veheb'in Arafat'daki durumu
ve afaktaki kişilerin her biri hakkın-daki duasıyla ilgili rivayeti ve yine onun bu işin
fazileti hakkında İmam Cafer-i Sadık'tan naklettiği rivayeti gerçekten okumaya değer.
Benim din kardeşlerimden ricam bu yüce kişileri takip ederek duada müminleri
kendilerinden öne geçirmeleri ve yüzü siyah olan bu günahkâr kulu da onların
arasında saymaları, hayatta ve öldükten sonra hayır dualarından unutmamalarıdır.
Bugünde Üçüncü Camia ziyaretini ve Arefe gününün son vakitlerinde ise şu duayı
oku:
،َﻚُﺼُﻘْﻨَﯾ ﻻ ﺎﻣ ﻰﻨ ِﻄْﻋَﺎَﻓ ،َﻚُﺼُﻘْﻨَﺗ ﻻ ﻰﻟ َﻚَﺗَﺮِﻔْﻐَﻣ ﱠنِاَو ،َكﱡﺮُﻀَﺗ ﻻ ﻰﺑﻮُﻧُذ ﱠنا ﱢبَر ﺎﯾ
َكﱡﺮُﻀَﯾ ﻻ ﺎﻣ ﻰﻟ ْﺮِﻔْﻏاَو.
"Ey Rabbim! Benim günahlarım sana bir zarar vermez, beni bağışla-man senden bir
şey eksiltmez. O halde bana senden bir şey eksiltmeyen şeyi lütfet ve benim için sana
zarar vermeyen şeyi bağışla."
Yine şöyle de:
ﻰﺒَﻌَﺘِﺑ ﻰﻨْﻤَﺣْﺮَﺗ ْﻢَﻟ َﺖْﻧَا ْنِﺎَﻓ ىﺪْﻨِﻋ ﺎﻣ ﱢﺮَﺸِﻟ َكَﺪْﻨِﻋ ﺎﻣ َﺮْﯿَﺧ ﻰﻨْﻣِﺮْﺤَﺗ ﻻ ﱠﻢُﮭـّﻠﻟَا
ِﮫِﺘَﺒﯿﺼُﻣ ﻰﻠَﻋ ِبﺎﺼُﻤْﻟا َﺮ ْﺟَا ﻰﻨْﻣِﺮْﺤَﺗ ﻼَﻓ ﻰﺒَﺼَﻧَو.
"Allah'ım! Benim yanımdaki şer nedeniyle senin yanındaki hayırdan beni mahrum
etme. Eğer sen benim çektiğim zorluk ve zahmetlerime merhamet etmezsen, o halde
beni musibete uğrayanın musibetine karşı-lık verdiğin mükafattan mahrum etme."
Seyyid İbn Tabus Arefe gününün duaları arasında şöyle demiştir: Güneşin batışına
yakın şöyle de:
"Bismillah ve billah ve subhanellah ve'l-hamdulillah…"
Bu daha önce zikrettiğimiz Aşarat duasıdır. O halde her sabah ve akşamleyin
okunması müstehap olan Aşarat duasını Arafat gününün son saatlerinde okumayı terk
etmemek gerekir. Kef'amî'nin naklettiği bu zikirler Seyyid İbn Tavus'un naklettiği
Aşarat duasının son bölümündeki zikirlerdir.
Onuncu Gece:
İhya edilmesi müstehap olan dört mübarek geceden biridir. Bu gecede göklerin
kapıları açılır. Bu gecede İmam Hüseyin'i (a.s) ziyaret etmek ve Cuma gecesi duaları
arasında zikri geçen şu duayı okumak müstehaptır:
ِﺔﱢﯾﺮَﺒْﻟا ﻰﻠَﻋ ِﻞْﻀَﻔْﻟا َﻢِﺋاد ﺎﯾ ...
"Ya daimel fezli alel beriyye…"
Onuncu Gün:
Kurban bayramı günü olup çok faziletli bir gündür. Bugünün bazı amelleri şunlardır:
1- Gusletmek; bazı alimler bugünde gusletmeyi farz bilmişlerdir.
2- Ramazan bayramında söylediğimiz şekilde Kurban bayramı namazı kılmak; fakat
kurban bayramında namazdan sonra kurban etiyle iftar etmek müstehaptır.
3- Bayram namazından önce ve sonra "İkbal" kitabında okunması rivayet edilen
duaları okumak; bugünde okunması en uygun olan duanın "Sahife-i Seccadiye"nin
کَرﺎﺒُﻣ ٌمﻮَﯾ اﺬھ َﻢُﮭﻠﻟَا ٌ◌ diye başlayan 48. duası olduğunu söyleyebiliriz. Bunun
peşinden aynı kitabın ﺎﯾ ُدﺎﺒِﻌﻟا ُﮫُﻤَﺣ ْﺮَﯾ ﻻ ْﻦَﻣ ُﻢَﺣ ْﺮَﯾ ْﻦَﻣ diye başlayan 46. duasını
okumak.
4- İleride değineceğimiz "Nudbe Duası"nı okumak.
5- Önemle vurgulanan sünnetlerden biri olan kurban kesmek.
6- Minâ'da olan kimsenin ilki Kurban bayramının öğle namazıyla başlayıp Zilhicce
ayının on üçüncü gönünün sabah namazıyla tamamlanan on beş namazdan sonra
tekbirleri söylemek; diğer şehirlerde onalar ise bayram gününün öğle namazından
itibaren Zilhicce ayının on ikinci gününün sabah namazına kadarki on namazın
peşinden tek-birleri söylemek. Bu tekbirler Kâfi kitabında nakledilen sahih rivayete
göre şöyledir:
ُﺮَﺒْﻛَا ُﷲ ،ُﺪْﻤَﺤْﻟا ِͿو ُﺮَﺒْﻛَا ُﷲُﺮَﺒْﻛَا ُﷲُﺮَﺒْﻛَا ُﷲَو ،ُﷲ ﱠﻻِا َﮫـﻟِا ﻻ ُﺮَﺒْﻛَا ُﷲ ُﺮَﺒْﻛَا ُﷲ
ﺎﻧﻼْﺑَا ﺎﻣ ﻰﻠَﻋ ِͿ ُﺪْﻤَﺤْﻟاَو ، ِمﺎﻌْﻧَﻻا ِﺔَﻤﯿﮭَﺑ ْﻦِﻣ ﺎﻨَﻗَزَر ﺎﻣ ﻰﻠَﻋ ُﺮَﺒْﻛَا َُﷲ ،ﺎﻧاﺪَھ ﺎﻣ ﻰﻠَﻋ
.
"Ellahu ekber, Ellahu ekber, la ilahe illellah, vellahu ekber, ellahu ekber, ellahu ekber,
ve lillahil hamd, ellahu ekberu ala ma hedana, ellahu ekberu ala ma rezeqana min
behiymetil en'am, vel-hamdu lillahi ala ma eblana."
"Allah yücedir, Allah yücedir, Allah'tan başka ilâh yoktur ve Allah yücedir, Allah
yücedir, hamd Allah'a mahsustur, Allah yücedir bizi hidayet ettiği şey üzere, Allah
yücedir dört ayaklı hayvanlardan bizi rızıklandırdığı şeye üzere; hamd Allah'a
mahsustur bizi imtihan ettiği şey üzere."
Bu tekbirleri mümkün olduğu kadar namazlardan sonra tekrarla-mak ve nafile
namazlarından sonra söylemek müstehaptır.
On Beşinci Gün:
Hicri iki yüz on iki yılının Zilhiccesinin on beşinde İmam Ali Nâki (a.s) dünyaya
gelmiştir.
On Sekizinci Gece:
Gadir-i Hum bayramının gecesi olup çok mübarek bir gecedir. Seyyid İbn Tavus
"İkbal" adlı kitabında bu gece için özel bir şekilde bir selamla kılınan on iki rekatlık
namaz ve dua nakletmiştir.
On Sekizinci Gün:
Gadir-i Hum bayramı, Allah'ın en büyük bayramı ve Resulullah'ın Ehl-i Beyt'inin (a.s)
bayram günü olup bayramların en büyüğüdür. Allah Teala'nın gönderdiği bütün
peygamberler bugünü bayram etmiş, bugünün saygınlığını korumuştur. Bu bayramın
adı gökyüzünde "Vaat edilen Ahd Günü" ve yerde ise "Misak Alma Günü ve Meşhur
Toplanma Günü"dür.
İmam Cafer Sadık'tan (a.s), "Acaba Müslümanların Cuma, Kurban ve Ramazan
bayramı dışında bir bayramı var mıdır?" diye sorduklarında "Evet" buyurdu,
"Hepsinden daha saygın olan bir bayramı var Müslümanların." Ravi, "Hangi
bayramdır?" diye sorunca İmam (a.s) şöyle buyurdu: "O gün Resulullah'ın (s.a.a)
Emirulmüminin Ali'yi (a.s) kendisine halife tayin ettiği gündür. O günde Resulullah,
"Ben kimin mevlasıysam Ali de onun mevlası ve imamıdır" buyurdu. O gün Zilhicce
ayının on sekizinci günüdür." Ravi, "Bugünde ne yapılması gerekir?" diye sorunca
İmam (a.s) şöyle buyurdu: "O günde oruç tutup ibadet etmeniz, Muhammed ve Ehl-i
Beyt'ini (a.s) anıp onlara salavat göndermeniz gerekir. Resulullah (s.a.a)
Emirulmüminin Ali'ye (a.s) bugünü bayram etmesini vasiyet etti. Nitekim her
peygamber kendi vasisine bugünü bayram olarak kutlamasını vasiyet ediyordu."
İbn Ebi Nasr-i Bezentî'nin İmam Rıza'dan (a.s) naklettiği rivayette şöyle geçer: "Ey
Ebi Nasr'ın oğlu! Nerede olursan Gadir-i Hum bayramında Hz. Emirulmüminin
Ali'nin (a.s) tertemiz türbesinin yanında olmaya çalış. Gerçekten Allah Teala bugünde
her mümin erkek ve kadının altmış yıllık günahını bağışlar; bugünde, Ramazan ayı,
Kadir gecesi ve Ramazan bayramı gecesinde cehennem ateşinden kurtardıklarının iki
katını cehennem ateşinden kurtarır. Bugünde mümin kardeşlerine verdiğin bir dirhem
diğer zamanlarda verdiğin bin dirheme eşittir. Bugünde mümin kardeşlerine ihsanda
bulun, mümin erkek ve kadınları sevindir. Allah'a andolsun eğer insanlar bugünün
faziletini bilecek olsalar, melekler her gün on defa onlarla müsafaha ederler."
Kısacası bu mübarek günü yüceltmek gerekir; bugünün amelleri şunlardan ibarettir:
1- Oruç tutmak. Bugünde oruç tutmak altmış yıllık günahların kefaretidir. Bir
rivayete göre de bugünde oruç tutmak dünyanın ömrünün orucuna, yüz hac ve yüz
umreye bedeldir.
2- Gusül yapmak.
3- Hz. Ali'yi (a.s) ziyaret etmek. İnsan her nerede olursa kendisini Emirulmüminin
Ali'nin (a.s) mezarına ulaştırması yakışır. Bugünde Emirulmüminin Ali (a.s) için üç
özel ziyaret nakledilmiştir. Onlardan biri "Eminullah Ziyareti" diye meşhur olup
uzaktan ve yakından okunan ziyaretnamedir; bu ziyaretname, aynı zamanda mutlak
camia ziyaretlerinden biridir; biz bu ziyaretnameye Ziyaretler Bölümünde değineceğiz
inşallah.
4- Seyyid İbn Tavus'un "İkbal" adlı kitabında Resulullah'tan (s.a.a) rivayet ettiği
sığınma duasını okumak.
5- İki rekât namaz kılmak, namazdan sonra secdeye vararak yüz defa Allah'a
şükretmek ve sonra başını secdeden kaldırıp şu duayı okumak:
"Allah'ım! Ben senden diliyorum; (şu şahadetle ki,) Sana hamdolsun, sen teksin,
ortağın yoktur, sen birsin, teksin, hiçbir şeye ihtiyacın yoktur, doğmadın ve
doğrulmadın ve senin hiçbir benzerin yoktur. Muhammed senin kulun ve elçindir -
rahmetin onun ve Ehl-i Beyt'inin üzerine olsun-, ey her gün bir işte ve şanda olan,
nitekim bana lütufta bulunmak da senin şanındandır, şöyle ki beni kendinin icabet
ehlinden, dininin ehlinden, davetinin ehlinden kıldın; kendi lütuf, kerem ve bağışınla
yaratılışımın başından beni buna muvaffak ettin, sonra rafet ve rahmetinle lütfüne
başka bir lütuf, keremine başka bir kerem ve bağışına başka bir bağış ekledin ve
nihayet yaratılışımı yeniledikten sonra bana bu ahdi yeniledin, oysa ben tamamen onu
unutmuştum, yanılmıştım ve -nimetlerinden- gaflet etmiştim. Sonra sen nimetini bana
tamamladın; şöyle ki bunu bana hatırlattın, bununla bana lütufta bulundun ve beni ona
hidayet ettin; o halde ey ilâhi, ey seyyidim ve mevlam! -Gelecekte de- bunu bana
tamamlaman ve bununla (iman nimetiyle) beni öldürünceye dek bunu benden
almaman ve böylece benden razı olman da senin şanındandır; doğrusu sen nimetini
tamamlamak hususunda nimet verenlerden daha lâyıksın.
Allah'ım! Senin lütfünle çağıranı duyduk, itaat ettik ve olumlu cevap verdik. O halde
Rabb'imiz, bağışlamandan dolayı sana hamdolsun; dönüşümüz sanadır; tek ve ortağı
olmayan Allah'a ve elçisi Muhammed'e -Allah'ın rahmeti ona ve Ehl-i Beyt'ine olsun-
iman ettik, onu (peygamberliğini) doğruladık, Allah'a çağırmakta ona icabet ettik,
bizim mevlamız ve tüm müminlerin mevlası Emirulmüminin Ali b. Ebutalib'i
sevmekte Resulullah'ı izledik; o Allah'ın kulu, Resulullah'ın kardeşi, en büyük sıddık,
Allah'ın yaratılmışlara hüccetidir; onunla peygamberini, hak ve apaçık dinini teyit etti;
o Allah'ın dininin nişanesi, ilminin mahzeni, Allah'ın gaybının sandığı, Allah'ın
sırrının yeri, Allah'ın kulları üzerindeki emini ve kulları arasındaki tanığıdır.
Allah'ım! Rabbimiz, biz, Rabbinize inanın diye imana çağıran bir davetçi işittik,
hemen inandık. Rabbimiz, bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört, canımızı
iyilerle beraber al. Rabbimiz bize, elçilerine vadettiğini ver, kıyamet günü bizi rezil,
perişan etme. Zira sen verdiğin sözden caymazsın. Ey Rabbimiz, biz senin lütuf ve
ihsanınla sana çağırana (peygamberine) icabet ettik, peygamberini izledik ve onu
doğruladık ve müminlerin mevlasını da doğruladık, tağut ve putu reddettik.
O halde iman ve velayetimizi koru ve bizi imamlarımızla haşreyle; doğrusu biz onlara
inanıyor, yakin ediyoruz, onların emrine teslimiz; onların gizlilerine ve açıklarına,
tanıklarına ve gayıplarına, dirilerine ve ölülerine inandık ve onların imamlığına,
önderliğine ve rehberliğine razı olduk; diğer kullar olmaksızın Allah'la aramızda
onların vasıta olması bize yeter; onların yerine başkasını istemiyor, onlardan başkasını
vasıta ve sırdaş kılmıyoruz; onlara düşmanlık edip savaş açan ilkler ve sonlar
arasındaki insanlar ve cinlerden uzaklaşıp Allah'a yöneliyorum; put, tağut (onların
düşmanları), dört putu, onları izleyenleri, onlara uyanları, geçmişten kıyamete kadar
insan ve cinlerden onları sevenleri reddediyorum.
Allah'ım! Senin tanık tutuyoruz ki biz, Muhammed ve Ehl-i Beyt'inin -Allah'ın
rahmeti onun ve Ehl-i Beyt'inin üzerine olsun- dinine girdik, sözümüz onların
söyledikleri, dinimiz onların dinidir; onların söylediklerini söyledik, onların boyun
eğdiğine boyun eğdik, onların inkar ettiğini inkar ettik, onların sevdiğini sevdik,
düşman olduklarına düşman olduk, onların lanet ettiklerine lanet ettik, onların uzak
olduklarından uzak olduk, onların merhamet ettiklerine merhamet ettik, biz -onlara-
iman ettik, -emirlerine- teslim olduk, -rızalarına- razı olduk ve mevlalarımıza -Allah'ın
selamı onların üzerine olsun- uyduk.
Allah'ım! O halde bunu (imanımızı) tamamla ve bunu bizden alma, bu imanı bizde
istikrarlı ve sabit kıl, geçici kılma; bizi yaşattığın sürece bununla (bu imanla) yaşat,
öldürdüğünde de bununla öldür. Muhammed'in Ehl-i Beyt'i bizim imamlarımızdırlar;
biz onlara uyuyoruz, onları seviyoruz, Allah'ın düşmanı olan onların düşmanlarına da
düşmanız. O halde dünya ve ahirette bizi kendine mukarreb olanlardan ve onlarla bir-
likte kıl. Gerçekten biz buna razıyız, ey merhametlilerin en merhametlisi."
Sonra yine secdeye giderek yüz defa "elhamdulillah", yüz defa da "şükren lillah"
söylenir. Bir rivayette şöyle geçer: "Kim böyle yapacak olursa, Gadir-i Hum gününde
Hz. Resulullah'ın (s.a.a) huzurunda yer alan ve Emirulmüminin Ali'ye (a.s) imam
olarak biat eden kimsenin sevabını alır."
Bu namazı öğleye yakın kılmak daha faziletlidir; çünkü Resulullah (s.a.a) Gadir-i
Hum'da Hz. Ali'yi bu saatte (a.s) insanlara imam ve halife olarak atamıştır. Bu
namazın birinci rekâtında Fatiha suresinden sonra Kadir suresini ve ikinci rekatında
ise İhlas suresi okunur.
6- Gusledip öğleye yarım saat kala iki rekat namaz kılmak; her rekatta bir defa Fatiha
suresi ve on defa İhlas suresi, on defa Ayete'l-Kürsi ve on defa da Kadir suresi okunur;
bu amel yüz bin hac, yüz bin umreye eşit olup, Allah Teala'nın insanın dünya ve ahiret
hacetlerini rahat bir şekilde reva etmesine, ona afiyet vermesine neden olur. "İkbal"
kitabında bu namazın keyfiyetinde Kadir suresi Ayete'l-Kürsü'den önce zikredilmiş,
Allame Meclisî "Zadu'l-Mead" adlı kitabında "İkbal"a uyarak Kadir suresini öne
geçirmiştir; nitekim bu hakir kul da diğer kitaplarında böyle yapmıştır. Fakat şimdi
araştırınca Ayete'l-Kürsi'nin Kadir suresinden daha fazla öne geçirildiğini gördüm.
"İkbal" kitabında Seyyid İbn Tavus veya onun üzerinden nüsha çıkaranların bu
namazın hem Fatihasının sayısında ve hem de Kadir Suresini Ayete'l-Kürsiye öne
geçirmede hata etmiş olmaları veya bunun o namazdan farklı ve ayrı bir amel olması
uzak bir ihtimaldir. Yine de doğrusunu Allah bilir. Bu namazdan sonra şu duayı
sonuna kadar okumak:
ًﺎﯾِدﺎﻨُﻣ ﺎﻨﻌِﻤَﺳ ﺎﻨﱠﻧِاﺎﻨﱠﺑَر ...
"Rebbena innena münadiyen…"
7- Nudbe duasını okumak.
8- Seyydi İbn Tavus'un Şeyh Mufid'den rivayet ettiği şu duayı okumak:
"Allah'ım! Peygamberin Muhammed ve velin Ali'nin ve diğer kullarına değil, sadece
bu ikisine has kıldığın makam ve mevkinin hakkı için Muhammed ve Ali'ye rahmet
eyle ve bütün hayırları onlara vermekle başla.
Allah'ım! Muhammed'e ve Ehl-i Beyt'ine rahmet eyle; onlar ki imamlar, önderler,
davet edenler, dinin önde gelenleri, parlak yıldızlar, açık nişaneler, kulların eğiticileri,
şehirlerin (tevhid şehrinin) direkleri, gönderilmiş azad kişiler, engin denizde hareket
eden kurtuluş gemisidirler.
Allah'ım! Muhammed ve Âl-i Muhammed'e rahmet eyle; onlar ki senin ilminin
mahzenleri, tevhidinin rükünleri, dininin direkleri, kerametlerinin madenleri, kulların
arasından kas ve halis kıldıkların ve yaratıkların arasından seçtiklerin, takvalılar,
temizler, saygınlar, iyilerdirler; onlar halkın müptela olanlarının kapısıdırlar, kim o
kapıya giderse kurtulur ve kim de sakınırsa helak olur.
Allah'ım! Muhammed ve Âl-i Muhammed'e rahmet eyle; onlar ki kendilerinden
sorulmalarına emrettiğin zikir ehlidirler, sevilmelerine emrettiğin, haklarını gözetmeyi
farz kıldığın, cenneti onları izleyenlere yurt kıldığın Resulullah'ın yakınlarıdırlar.
Allah'ım! Muhammed ve Ehl-i Beyt'ine rahmet eyle; -insanlara- sana itaat etmeyi
emrettikleri, sana karşı günah işlemekten nehyettikleri ve kullarını vahdaniyyetine
hidayet ettikleri gibi.
Allah'ım! Senin peygamberin, seçtiğin, halis kıldığın, eminin, kullarına elçin olan
Muhammed'in ve dinin önderi, iyiler silsilesinin rehberi, -peygamberin- sadık vasisi,
en büyük sıddık, hakla batılı ayıran, senin tanığın, -kullarını- sana hidayet eden, senin
emrini açıklayan, senin yolunda cihad eden ve senin yolunda kınayanın kınamasından
korkmayan Emirulmüminin (Ali'nin) hakkı hürmetine senden niyaz ediyorum:
Muhammed ve Ehl-i Beyt'ine rahmet eyle, Emirulmüminin velayetini kullarının
boynunda bıraktığın ve dini kendilerine tamamladığın bugünde beni onun saygınlığını
tanıyanlardan ve faziletini ikrar edenlerden eyle, beni -cehennem- ateşinden serbest
bıraktıklarından ve kurtardıklarından eyle ve -bana vermiş olduğun- nimetlerini
kıskananları bana güldürme.
Allah'ım! Bugünü en büyük bayramın kıldığın, göklerde ahid ve yerde ise söz alınan
gün ve sorgu günü diye adlandırdığın gibi Muhammed ve Ehl-i Beyt'ine rahmet eyle,
onunla gözümüzü aydınlat, onunla dağınıklığımızı bir araya topla, bizi hidayet ettikten
sonra saptırma, bizi senin nimetlerine şükredenlerden kıl, ey merhametlilerin en
merhametlisi; hamd bugünün faziletini bize tanıtan, saygınlığına bilinçlendiren,
bugünle bize ikramda bulunan, bugünü tanımakla bizi şereflendiren ve bugünün
nuruna bizi hidayet eden Allah'a mahsustur.
Ya Resulullah, ya Emirelmüminin! Size, sizin evlatlarınıza, sizi sevenlere gece ve
gündüz kaldığı müddetçe benden en üstün selam olsun; sizi vasıta kılarak isteklerimin
verilmesi, hacetlerimin reva olması ve işlerimin kolaylaşması için benim ve sizin
Rabb'iniz olan Allah'a yöneliyorum.
Allah'ım! Muhammed ve Ehl-i Beyt'inin hakkı hürmetine senden diliyorum:
Muhammed ve Ehl-i Beyt'ine salat eyle ve inat yüzünden bugünün (Gadir-i Hum'un)
hakkını inkar edenlere ve hürmetini gözetmeyip böylece senin nurunu söndürmek için
dininin yolunu insanlara kapatanlara lanet et; Allah da -vahiy ve hüccetinin- nurunu
tamamlamak dışında bir şey yapmaktan sakınır.
Allah'ım! Muhammed'in Ehl-i Beyt'i için bir kurtuluş ve çıkış yolu kıl, oların sıkıntı ve
üzüntüsünü gider ve onların vesilesiyle müminlerin üzüntü ve kederlerini de gider.
Allah'ım! Zulüm ve sitemle dolmuş olan yeryüzünü onların vesilesiyle adaletle doldur;
onlara vaat ettiğin şeyi (ilâhi kurtuluş ve saltanatı) ger-çekleştir; gerçekten sen vaadine
aykırı davranmazsın."
Mümkün olursa Seyyid İbn Tavus'un "İkbal" adlı kitabında rivayet ettiği geniş duayı
oku.
9- Mümin kardeşlerin birbirlerini görünce yekdiğerini şu şekilde tebrik etmeleri:
ُمﻼﱠﺴﻟا ُﻢِﮭْﯿَﻠَﻋ ِﺔﱠﻤِﺋَﻻا َو َﻦﯿﻨِﻣ ْﺆُﻤْﻟا ِﺮﯿﻣَا ِﺔَﯾﻻِﻮِﺑ َﻦﯿﻜﱢﺴَﻤَﺘُﻤْﻟا َﻦِﻣ ﺎﻨَﻠَﻌَﺟ ىﺬّﻟا ِͿ ُﺪْﻤَﺤْﻟَا.
"Bizi Emirulmüminin ve Ehl-i Beyt İmamlarının velayetine sarılanlardan eden Allah'a
hamd olsun."
Ve yine şöyle demek:
ىﺬّﻟا ِﮫِﻗﺎﺜﯿﻣَو ﺎﻨْﯿَﻟِا ِهِﺪْﮭَﻌِﺑ ، َﻦﻓﻮُﻤْﻟا َﻦِﻣ ﺎﻨَﻠَﻌَﺟَو ِم ْﻮَﯿْﻟا اَﺬﮭِﺑ ﺎﻨَﻣَﺮْﻛَا ىﺬﱠﻟا ِͿ ُﺪْﻤَﺤْﻟَا
َﻦﯿﺑﱢﺬَﻜُﻤْﻟاَو َﻦﯾﺪِﺣﺎﺠْﻟا َﻦِﻣ ﺎﻨْﻠَﻌْﺠَﯾ ْﻢَﻟَو ،ِﮫِﻄْﺴِﻘِﺑ ِماّﻮَﻘْﻟاَو ِهِﺮْﻣَا ِةﻻُو ِﺔَﯾﻻِو ْﻦِﻣ ِﮫِﺑ ﺎﻨَﻘَﺛاو
َﻦﯾﱢﺪﻟا ِم ْﻮَﯿِﺑ .
"Bugünle bize ikramda bulunan, bizi, bize bıraktığı ahdine vefa edenlerden ve adaleti
ayakta tutacak olan emir sahiplerinin velayeti konusunda bizden aldığı ahde sadık
kalanlardan kılan ve bizi kıyamet gününü inkâr eden ve yalanlayanlardan kılmayan
Allah'a hamd olsun."
10- Yüz defa şöyle demek:
ﻰﺑَا ِﻦْﺑ ﱢﻰﻠَﻋ َﻦﯿﻨِﻣﺆُﻤْﻟا ِﺮﯿﻣَا ِﺔَﯾﻻِﻮِﺑ ِﮫِﺘَﻤْﻌِﻧ َمﺎﻤَﺗَو ِﮫِﻨﯾد َلﺎﻤَﻛ َﻞَﻌَﺟ ىﺬّﻟا ِͿ ُﺪْﻤَﺤْﻟَا
ُمﻼﱠﺴﻟا ِﮫْﯿَﻠَﻋ ﺐِﻟﺎط.
"Dininin kemalini ve nimetinin tamamlanmasını Emirulmüminin Ali b. Ebitalib'in
(a.s) velayeti kılan Allah'a hamdolsun."
Bu mübarek günde güzel elbiseler giymek, süslenmek, güzel koku kullanmak, şâd
olmak, Hz. Emirulmüminin Ali'nin (a.s) Şiilerini şad etmek, onların kusurlarını
affetmek, ihtiyaçlarını gidermek, sıla-i rahim, aile bireylerine geniş tutmak, müminleri
yedirmek, oruçlulara iftarlık vermek, müminlerin arasını bulmak, onları ziyaret etmek,
yüzlerine karşı tebessüm etmek, onlara hediye göndermek, büyük velayet nimetinden
dolayı Allah'ın şükrünü yerine getirmek, çok salavat göndermek, çok fazla ibadet ve
itaat etmek; bunların her birinin çok büyük bir fazileti vardır. Bugünde kişinin mümin
kardeşine verdiği bir dirhem diğer günlerde verilen yüz bin dirhem bedeldir. Bugünde
bir mümine yemek vermek, bütün peygamberler ve sıdıklara yemek vermek gibidir.
Hz. Emirulmüminin Ali'nin (a.s) Gadir-i Hum günündeki hutbesinde şöyle geçer:
"Kim akşamleyin iftar vaktinde oruçlu bir mümine iftarlık verirse, on fiama iftarlık
vermiş gibi olur." Biri kalkarak, "Ey Emirelmüminin! Fiam nedir?" diye sorunca
buyurdu ki: "Yüz bin peygamber, sıdık, şehittir; o halde bir grup mümin erkek ve
kadınlara kefalet eden kimse ne kadar çok fazilet elde eder; ben Allah Teala
huzurunda böyle birinin küfr ve fakirliğe düşmekten güvende olması için onun
kefiliyim…"
Kısacası; bu mübarek günün fazileti anlatılmayacak kadar fazladır; bugün Şiilerin
amellerinin kabul olma, üzüntü ve kederlerinin giderilme günüdür. Bugünde Hz. Musa
(a.s) sihirbazlara galip gelmiş, Allah Teala ateşi Hz. İbrahim'e (a.s) soğuk ve esenlik
kılmış, Hz. Musa (a.s) Yuşa' b. Nun'u kendine vasi etmiş, Hz. İsa (a.s) Şem'unu's-
Sefa'yı kendisine vasi tayin etmiş, Hz. Süleyman (a.s) emri altındakileri Asif b.
Berhiya'nın hilafetine şahid tutmuş, Resulullah (s.a.a) ashabı arasında kardeşlik
oluşturmuştur; dolayısıyla bugünde müminler aralarında kardeşlik akdi okumak
yakışık bir iştir. Kardeşlik akdi şeyhimizin "Müstedreku'l-Vesail" kitabında "Zadu'l-
Firdevs" kitabın-dan naklettiğine göre şöyle okunur: Kardeşlik akdi okumak için insan
sağ elini kardeşinin sağ elini tutup şöyle der:
ُﮫَﺘَﻜِﺋﻼَﻣَو َﷲ ُتْﺪَھﺎﻋَو ،ِﷲ ﻰِﻓ َﻚُﺘ ْﺤَﻓﺎﺻَو ،ِﷲ ﻰِﻓ َﻚُﺘْﯿَﻓﺎﺻَو ،ِﷲ ﻰِﻓ َﻚُﺘْﯿَﺧآَو
ْﻦِﻣ ُﺖْﻨُﻛ ْنِا ﻰّﻧَا ﻰﻠَﻋ ُمﻼﱠﺴﻟا ُﻢِﮭْﯿَﻠَﻋ َﻦﯿﻣﻮُﺼْﻌَﻤْﻟا َﺔﱠﻤِﺋ َ◌ْﻻاَو ُهَءﺂﯿِﺒْﻧَاَو ُﮫَﻠُﺳُرَو ُﮫَﺒُﺘُﻛَو
ﻰﻌَﻣ َﺖْﻧَاَو ّﻻِا ﺎﮭُﻠُﺧْدَا ﻻ َﺔﱠﻨَﺠْﻟا َﻞُﺧْدَا ْنَﺎِﺑ ﻰﻟ َنِذُاَو ِﺔَﻋﺎﻔﱠﺸﻟاَو ِﺔﱠﻨ َﺠْﻟا ِﻞْھَا.
"Ve axeytuke fillahi ve safeytuke fillahi ve ahettullahe ve melaiketehu ve kutubehu ve
rusulehu ve enbiyaehu vel-eimmetul masumiyne aleyhumus selam ala enni in kuntu
min ehlil cenneti veş-şefaati ve uzine li bien edxulel cennete la edhuleha illa ve ente
mai"
"Allah yolunda seni kardeş ettim, Allah yolunda seninle halis dost oldum ve Allah
yolunda senin elini tuttum ve Allah, melekleri, kitapları, elçileri, peygamberleri ve
masum İmamlarla -Allah'ın selamı onların üzerine olsun- ahdettim ki, eğer ben cennet
ehli ve şefaat ehli olursam ve de cennete girmeme izin verilirse, sen de benimle
birlikte olmadıkça cennete girmeyeceğim."
Diğeri de karşılığında der ki:
ُﺖْﻠِﺒَﻗ.
"Qbiltu."
"Kabul ettim."
Ve sonra şöyle devam eder:
َةَرﺎﯾﱢﺰﻟاَو َءﺂﻋﱡﺪﻟاَو َﺔَﻋﺎﻔﱠﺸﻟا َﻼَﺧ ﺎﻣ ِةﱠﻮُﺧُﻻا ِقﻮُﻘُﺣ َﻊﯿﻤَﺟ َﻚْﻨَﻋ ُﺖْﻄَﻘْﺳَا.
"Esqattu anke cemiya huququl ixveti ma xeleş şefaetu ved-duae vez-ziyaretu"
"Şefaat, dua ve ziyaret dışında senin üzerinden bütün kardeşlik haklarını düşürdüm."
Muhaddis Feyz de "Hulasatu'l-Ezkar" adlı eserinde kardeşlik akdini buna yakın bir
şekilde zikrettikten sonra şöyle demiştir: Sonra karşı taraf kendisi veya müvekkili için
kabul ettiğini belirten bir sözcükle kabul eder ve taraflar dua ve ziyaret dışında
birbirleri üzerindeki bütün kardeşlik haklarını düşürürler.
Yirmi Dördüncü Gün:
Meşhur görüşe göre Resulullah'ın (s.a.a) Necran Hıristiyanları ile mübahele yaptığı
(lanetleşmeye çıktığı) gündür. Efendimiz mübahele çıkmadan önce abasını mübarek
omuzlarına aldı, Hz. Emirulmüminin Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin'i (Allah'ın selamı
onların üzerine ol-sun) abanın altına alarak şöyle dedi:
"Allah'ım! Her peygamberin kendisine mahsus olan bir Ehl-i Beyt vardı; bunlar da
benim Ehl-i Beyt'imdirler. O halde onlardan şüphe ve günahı gider ve onları tertemiz
kıl."
Bunun peşinden Cebrail nazil olup Tathir ayetini (Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden her
türlü çirkinliği giderip sizi tertemiz kılmayı diliyor) getirdi. Resulullah (s.a.a) o dört
yüce kişiyi de mübahele için götürdü. Hıristiyanlar onları görünce, o nurlu
çehrelerinde hak üzere oluşlarının belirtilerini ve kendilerine azabın inişinin
nişanelerini müşahede ederek mübaheleden sakındılar ve anlaşma talebinde bulunarak
cizye vermeye rıza gösterdiler.
Mubahele Ayeti
Allah Teala şöyle buyuruyor: "Sana (İsa'nın Allah'ın kulu olduğu hususunda) ilim
geldikten sonra, seninle tartışan olursa söyle: "Gelin evlatlarımızı ve evlatlarınızı,
kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra da lanetleşelim;
Allah'ın lanetinin yalancılara olmasını dileyelim".(1)
Bu ayetin nazil olma hadisesi kısaca şöyledir: Necran Hıristiyanlar'ından bir grup
Medine'de Hz. Resul (s.a.a)'in huzuruna gelip Hz. İsa (a.s) ve diğer bazı konularda,
İslam Peygamberi'ne (s.a.a) sorular sorarlar. Hazret kendi kitaplarından mantıklı
yollarla, onları ikna etmeye çalışır. Ama onlar hakikati kabul etmezler. Bunun üzerine,
Allah Teala yukarıda zikrettiğimiz ayeti nazil ederek Hz. Resulullah'a onları
lanetleşmeye çağırmasını ve böylece kimin hakikat üzere olduğunun belirlenmesini
emreder.
Bu emri alan Aziz İslam Peygamberi, ikna olmayan Necran Hıristiyanlar'ını
mubaheleye ve lanetleşmeye davet eder. Onlar da kabul edip, tayin olunan gün ve
mekanda mubahaleye hazır olurlar. Ancak mubahele edilmeden önce Hıristiyanlar'ın
büyüğü yanındaki gruba şöyle der:
"Eğer Muhammed (s.a.a) en yakın öz akrabalarıyla lanetleşmeye gelirse, onunla
lanetleşmeye yanaşmayın. Zira bu durumda ondan korkulur. Ama eğer bütün ashabını
toplar bir padişah havası içerisinde gelirse, onunla lanetleşmekten hiç korkmayın.
Çünkü onun bu davranışı doğru olmadığını ve sadece saltanat peşinde olan şöhret
sever biri olduğunu kanıtlamaktadır."
Kendi aralarında böyle bir karar alan Necran Hıristiyanlar'ı bir de görürler ki; Hz.
Muhammed (s.a.a) sadece beş kişilik bir grupla mubaheleye hazır oldu. Bunu gören
Hıristiyanlar'ın büyüğü, Hazret'in yanındakilerin kimler olduğunu sorar. Ona;
Hazret'in yanı başında olan gencin amcası oğlu ve damadı, arkalarından gelen kadının
biricik sevgili kızı Hz. Fatime, iki taraflarında bulunan çocukların da torunları Hz.
Hasan ve Hz. Hüseyin olduğu cevabı verilir.
Bu cevabı işiten Hıristiyanlar'ın büyüğü, o nurlu yüzlere iyice baktıktan sonra:
"Andolsun Allah'a, öyle yüzler görüyorum ki, eğer Allah'tan isterlerse dağları
yerinden oynatır. En iyisi, ey Hıristiyan topluluğu! Eğer yok olmanızı istemiyorsanız,
bu yüzlerle lanetleşmeye yanaşmayın ve İslam hükümetine vergi vermeyi kabul ederek
Muhammed ile barışın" der.
Böylece Hıristiyan büyükleri mubahele etmeden, vergi vermeyi kabul ederek oradan
ayrılırlar.
Mubahele olayında, Hz. Ali, Fatime, Hasan ve Hüseyin (a.s)'dan başka kimsenin Hz.
Resulullah ile birlikte olmadığı hususunda bütün İslam ümmeti ittifak etmiştir.
Gazi Nurullah Şuşteri "İhkak'ül-Hak" adlı kitabında şöyle yazıyor: "İslam
müfessirleri, ayette geçen, oğullarımızdan maksadın Hz. Hasan ve Hüseyin,
kadınlarımızdan maksadın Hz. Fatime ve kendimizden maksadın da Hz. Resulullah ve
Hz. Ali olduğu hususunda ittifak etmişlerdir."(2)
Bu ayetin Hz. Ali (a.s)'ın imametine delil oluşu şu açıdandır ki, Allah Teala bu ayeti
kerimede Hz. Ali'yi Resulullah'ın nefsi (kendisi) makamında saymıştır.
Nitekim, İbn-i Abbas'ın Hz. Resulullah (s.a.a)'tan naklettiği hadiste de İslam
Peygamberi (s.a.a) Ümmü Seleme'ye hitaben: "Ali bendendir, ben de Ali'denim. Onun
eti kanı bendendir. Onun bana olan nispeti, Harun'un Musa'ya olan nispeti gibidir"
buyurmaktadır. Bu durumda Hz. Ali, nübüvvet hariç her konuda Hz. Resulullah'ın
konumuna sahip olur. Bu ayet bu manayı ima etmektedir. Dolayısıyla Hz. Resulullah
(s.a.a)'dan sonra Hz. Ali Hz. Peygamber'le aynı konum ve makamda olduğundan,
bütün Müslümanlar'ın o Hazret'e itaat etmesi gerekir. Zaten imamet makamı bundan
gayri bir şey değildir.
__________________
1- Âl-i İmran: 61
2- Bkz. Sahih-i Müslim c. 2 s. 360, 4420 numaralı hadis; Sahih-i Tirmizi c. 4 s. 293 ve c. 5 s. 301, 2925 ve 2658
numaralı hadis; Şevahit-üt Tenzil Hakim Haskani'nin c. S. 120, 129; El- Müstedrek c. 3 s. 150; Müsned-i Ahmet bin
Hanbel c. 1 s. 185, 1522 numaralı hadis ve konuya değinen bütün tefsir, hadis ve tarih kitapları...
Bugünde yine Emirulmüminin Ali (a.s), rüku halinde yüzüğünü saile vermesi üzerine
hakkında şu ayet nazil oldu:
"Sizin veliniz ancak Allah, Resulü ve namaz kılıp rüku halinde zekat veren
müminlerdir."
Kısacası, bugün mübarek bir gündür; bugünde şu amellerin yapılması
müstehaptır:
1- Gusletmek.
2- Oruç tutmak.
3- İki rekat namaz kılmak. Bu namaz, zaman, kılınış şekli ve sevap bakımından Gadir-
i Hum gününün namazı gibidir. Ancak mübahele namazında ayete'l-kursi "ﺎﮭﯿﻓ ْﻢُھ
نوُﺪِﻟﺎﺧ َ◌ " cümlesine kadar okunur.
4- Ramazan ayının Seher duasına benzeyen Mubahale Duasını okumak. Mübahele
duasını hem Şeyh Tusî ve hem de Seyyid İbn Tavus rivayet etmişlerdir. Fakat onların
rivayetleri arasında çok fazla bir ihtilaf vardır. Ben Şeyh Tusî'nin "Misbah" kitabında
naklettiği rivayeti seçtim. Seyh Tusî "Mishab" kitabında şöyle diyor: Mübahele Duası,
İmam Sadık'tan (a.s) faziletiyle rivayet edilmektedir; bu dua şöyledir:
"Allah'ım! Aydınlığının en aydın mertebesini vasıta kılarak sana el açıyorum. Elbette
senin aydınlığının bütün mertebeleri parlak ve güzeldir. Allah'ım! Aydınlığının bütün
mertebeleri hakkına -hacetlerimi- senden diliyorum. Allah'ım! Celalinin en yüce
mertebesini vasıta kılarak sana el açıyorum. Elbette senin celalinin bütün mertebeleri
yücedir. Allah'ım! Celalinin bütün mertebeleri hakkına -hacetlerimi- senden
diliyorum. Allah'ım! Cemalinin en güzel mertebesini vasıta kılarak sana el açıyorum.
Elbette senin cemalinin bütün mertebeleri güzeldir. Allah'ım! Cemalinin bütün
mertebeleri hakkına -hacetlerimi- senden diliyorum.
Allah'ım! Bana emrettiğin gibi sana dua ediyorum, o halde bana vaat ettiğin gibi
icabet et. Allah'ım! Azametinin en büyük mertebesini vasıta kılarak sana el açıyorum.
Elbette senin azametinin bütün metre-beleri büyüktür. Allah'ım! Azametinin bütün
mertebeleri hakkına -hacetle-rimi- senden diliyorum. Allah'ım! Nurunun en nurlu
mertebesini vasıta kılarak sana el açıyorum. Elbette senin nurunun bütün mertebeleri
nurlu-dur. Allah'ım! Nurunun bütün mertebeleri hakkına -hacetlerimi- senden
diliyorum. Allah'ım! Rahmetinin en geniş mertebesini vasıta kılarak sana el açıyorum.
Muhakkak senin rahmetinin bütün mertebeleri geniştir. Allah'ım! Rahmetinin bütün
mertebeleri hakkına -hacetlerimi- senden diliyorum. Allah'ım! Bana emrettiğin şekilde
sana dua ediyorum; o halde vaat ettiğin gibi duamı icabet et.
Allah'ım! Kemalinin en kamil mertebesini vasıta kılarak sana el açıyorum. Elbette
senin kemalinin bütün mertebeleri kamildir. Allah'ım! Bütün kemal mertebelerinin
hakkına -hacetlerimi- senden diliyorum. Allah'ım! Kelimelerinin en mükemmelini
vasıta kılarak sana el açıyorum. Elbette senin kelimelerinin hepsi mükemmeldir.
Allah'ım! Bütün kelimelerin hakkına -hacetlerimi- senden diliyorum. Allah'ım!
İsimlerinin en büyüğünü vasıta kılarak sana el açıyorum. Elbette senin bütün isimlerin
büyüktür. Allah'ım! Bütün isimlerinin hakkına -hacetlerimi- senden diliyorum.
Allah'ım! Bana emrettiğin şekilde sana dua ediyorum; o halde vaat ettiğin gibi duamı
icabet et.
Allah'ım! İzzetinin en yüce mertebesini vasıta kılarak sana el açıyorum. Elbette senin
izzetinin bütün mertebeleri yücedir. Allah'ım! Bütün izzet mertebelerin hakkına -
hacetlerimi- senden diliyorum. Allah'ım! Meşiyyetinin en nüfuz edeni mertebesini
vasıta kılarak sana el açıyorum. Elbette senin meşiyyetinin bütün mertebeleri
nüfuzludur. Allah'ım! Meşiyyetinin bütün mertebeleri hakkına -hacetlerimi- senden
diliyorum. Allah'ım! Her şeyi kuşatan kudretini vasıta kılarak sana el açıyorum.
Elbette senin bütün kudretin -her şeyi- kuşatıcıdır. Allah'ım! Bütün kudretinin hakkına
-hacetlerimi- senden diliyorum. Allah'ım! Bana emrettiğin şekilde sana dua ediyorum;
o halde vaat ettiğin gibi duamı icabet et.
Allah'ım! İlminin en etkili mertebesini vasıta kılarak sana el açıyorum. Elbette senin
ilminin bütün mertebeleri etkilidir. Allah'ım! İlminin bütün mertebeleri hakkına -
hacetlerimi- senden diliyorum. Allah'ım! En beğenil-miş sözünü vasıta kılarak sana el
açıyorum. Elbette senin bütün sözlerin beğenilmiş ve güzeldir. Allah'ım! Bütün
sözlerin hakkına -hacetlerimi- senden diliyorum. Allah'ım! Meselelerinin en sevilenini
vasıta kılarak sana el açıyorum. Elbette senin bütün mes'elelerin sevilmiştir. Allah'ım!
Bütün meselelerin hakkına -hacetlerimi- senden diliyorum. Allah'ım! Bana emrettiğin
şekilde sana dua ediyorum; o halde vaat ettiğin gibi duamı icabet et.
Allah'ım! Şerefinin en üstün mertebesini vasıta kılarak sana el açı-yorum. Elbette
senin şerefinin bütün mertebeleri şeriftir. Allah'ım! Şere-finin bütün mertebeleri
hakkına -hacetlerimi- senden diliyorum. Allah'ım! En sürekli saltanat ve hakimiyetin
hakkına sana el açıyorum. Elbette senin saltanat ve hakimiyetinin hepsi sürekli ve
ebedidir. Allah'ım! Haki-miyet ve saltanatının hepsi hakkına -hacetlerimi- senden
diliyorum. Allah'ım! En muhteşem mülkünün hakkına sana el açıyorum. Elbette senin
bütün mülkün muhteşemdir. Allah'ım! Bütün mülkün hakkına -hacetlerimi- senden
diliyorum. Allah'ım! Bana emrettiğin şekilde sana dua ediyorum; o halde vaat ettiğin
gibi duamı icabet et.
Allah'ım! Ululuğunun en yüce mertebesi hakkına sana el açıyorum. Elbette senin
ululuğunun bütün mertebeleri yücedir. Allah'ım! Ululuğunun bütün mertebeleri
hakkına -hacetlerimi- senden diliyorum. Allah'ım! Ayetlerinin en hayret vericisi
hakkına sana el açıyorum. Elbette senin bütün âyetlerin hayret vericidir. Allah'ım!
Bütün âyetlerin hakkına -hacetlerimi- senden diliyorum. Allah'ım! İhsanının en kadimi
hakkına sana el açıyorum. Elbette senin bütün ihsanların kadimdir. Allah'ım! Bütün
ihsan ve lütufların hakkına -hacetlerimi- senden diliyorum. Allah'ım! Bana emrettiğin
şekilde sana dua ediyorum; o halde vaat ettiğin gibi duamı icabet et.
Allah'ım! Sahip olduğun şan ve ceberutun hakkına sana yalvarıyo-rum. Başlı başına
bütün şan ve bütün ceberutlar hakkına senden -hacetlerimi- diliyorum. Allah'ım!
Dilediğimde reddetmeyeceğin ve kabul edeceğin şeyleri vasıta kılarak sana el
açıyorum. Ey Allah, ey kendisin-den başka ilâh olmayan zat! "La ilâhe illallah"ın
yüceliği hakkına senden -hacetlerimi- diliyorum. Ey kendisinden başka ilâh olmayan!
"La ilâhe illallah"ın hakkı için senden -hacetlerimi- diliyorum. Allah'ım! Bana
emrettiğin şekilde sana dua ediyorum; o halde vaat ettiğin gibi duamı icabet et.
Allah'ım! Rızkının en kapsamlısı hakkına sana el açıyorum. Elbette senin bütün
rızkların kapsamlıdır. Allah'ım! Bütün rızkının hakkına -hacetlerimi- senden
diliyorum. Allah'ım! Bağışının en lezzetlisi hakkına sana el açıyorum. Elbette senin
bütün bağışların lezzetlidir. Allah'ım! Bütün bağışların hakkına -hacetlerimi- senden
diliyorum. Allah'ım! En acil hayrın hakkına sana el açıyorum. Elbette senin bütün
hayırların acildir. Allah'ım! Bütün hayırların hakkına -hacetlerimi- senden diliyorum.
Allah'ım! En üstün fazlın hakkına sana el açıyorum. Elbette senin bütün fazlın
üstündür. Allah'ım! Bütün fazlın hakkına -hacetlerimi- senden diliyorum. Allah'ım!
Bana emrettiğin şekilde sana dua ediyorum; o halde vaat ettiğin gibi duamı icabet et.
Allah'ım! Muhammed ve Ehl-i Beyt'ine rahmet eyle. Beni sana iman etme, Resulünü
doğrulama -ona ve Ehl-i Beyt'ine selam olsun-, Ali b. Ebutalib'in velayetine, onun
düşmanlarından beraate, Muhammed'in Ehl-i Beyt'inden olan İmamları izlemeye -
onlara selam olsun- sevk et. Ey Rabbim! Ben gerçekten buna razı oldum.
Allah'ım! İlkler arasında kulun ve elçin Muhammed'e rahmet eyle, sonlar arasında
Muhammed'e rahmet eyle, en yüce makamda Muhammed'e rahmet eyle ve
gönderilmiş resuller arasında Muhammed'e rahmet eyle.
Allah'ım! Muhammed'e vesile, şeref, fazilet ve büyük derece ver. Allah'ım!
Muhammed ve Ehl-i Beyt'ine rahmet eyle, bana verdiğin rızkla yetinme ihsan eyle;
bana verdiğin şeyleri benim için mübarek kıl, beni kendi gıyabımda ve benden gayıpta
olan şeylerden (benden saklı olan her türlü kötülükten) koru.
Allah'ım! Muhammed ve Ehl-i Beyt'ine rahmet eyle. Beni sana iman ve Resulünü
tasdike sevk et. Allah'ım! Muhammed ve Ehl-i Beyt'ine rahmet eyle. Bana en hayırlı
rızvan ve cennet hayrını ver; öfkenin ve cehennem ateşinin kötülüğünün kötülüğünden
sana sığınıyorum. Allah'ım! Muhammed ve Ehl-i Beyt'ine rahmet eyle. Beni bu anda,
bu gecede, bugünde, bu ayda, bu yılda gökten yere inen veya inecek olan bütün
musibetlerden ve bütün belalardan, bütün cezalardan, bütün fitnelerden, bütün
imtihanlardan, bütün kötülüklerden, bütün hilelerden, bütün felaketlerden, bütün
afetlerden koru.
Allah'ım! Muhammed ve Ehl-i Beyt'ine rahmet eyle. Bana bu anda, bu gecede,
bugünde, bu ayda, bu yılda gökten yere inen veya inecek olan bütün sevinçlerden,
bütün mutluluklardan, bütün istikametlerden, bütün kurtuluşlardan, bütün afiyetlerden,
bütün selametliklerden, bütün kerametlerden, bütün tertemiz helal geniş rızıklardan,
bütün nimetlerden ve bütün rahatlıklardan nasip et.
Allah'ım! Eğer günahlarım senin katında benim çehremi karalayıp benimle senin
aranda engel oluşturmuşsa ve halimi senin huzurunda değiştirmişse; bu durumda ben
senin veçhinin sönmeyen nurunun hakkı hürmetine, habibin Muhammed Mustafa'ın
hakkı için, velin Ali Murtaza'nın hakkı için ve seçtiğin velilerinin hakları için
Muhammed ve Ehl-i Beyt'ine rahmet eyle; benim geçmiş günahlarımı bağışla;
ömrümün geri-ye kalan süresinde beni günahlardan koru.
Allah'ım! Beni yaşattığın sürece ebediyen sana karşı günahlardan birine dönmekten
sana sığınıyorum; tâ ki sana itaat ettiğim ve sen de benden razı olduğun halde canımı
alasın; amellerimi hayırla sonuçlandırıp sevabını cennet kılasın ve bana karşı kendine
yakışır bir şekilde davranasın. Ey takva ve mağfiret ehli! Muhammed ve Ehl-i Beyt'ine
rahmet ve bana merhamet et; ey merhametlilerin en merhametlisi."
5- İki rekat namaz ve yetmiş defa istiğfar diledikten sonra Şeyh Tusî ve Seyyid İbn
Tavus'un rivayet ettikleri " ﻦﯿﻤَﻟﺎﻌْﻟا ﱢبَر ِͿ ُﺪْﻤَﺤْﻟا" (el-hamdulillahi rebbil alemin)
diye başlayan duayı okumak. Bugünde bütün müminlerin emiri olan Hz. Ali'ye (a.s)
uyarak fakirlere sadaka vermek, o hazreti ziyaret etmek beğenilen amellerdendir.
Fakat Camia Ziyaretini okumak daha uygundur.
---
Mefatihu'l Cinan - Şeyh Abbas Kummi (r.a) - Ensariyan Yayınları
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)